Anayasa Mahkemesi'nin Nevriye Kuruç kararında, 6100 sayılı HMK m. 30'da yer alan 'usul ekonomisi ilkesi' ile Anayasa m. 141'deki 'yargının görevi' arasında nasıl bir ilişki kurulmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315188

Anayasa Mahkemesi, bu iki norm arasında doğrudan ve tamamlayıcı bir ilişki kurmuştur. Anayasa'nın 141. maddesinin dördüncü fıkrası, '...Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' hükmünü içerir. Bu, anayasal düzeyde belirlenmiş bir temel ilke ve yargı organlarına verilmiş bir 'görev'dir. HMK'nın 30. maddesi ise, bu anayasal görevin, hukuk muhakemesi alanındaki somut ve pozitif hukuk kuralına dönüşmüş halidir. Nevriye Kuruç kararında (§ 14, 41) bu ilişki şu şekilde ortaya konmuştur: * Anayasa m. 141, yargının uyması gereken genel bir 'hedef' ve 'görev' belirler. Bu, soyut bir anayasal direktiftir. * HMK m. 30, bu soyut anayasal görevi, davaya bakan 'hakim' için somut bir 'yükümlülük' haline getirir. 'Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.' diyerek, anayasal görevi hakimin kişisel sorumluluğu haline getirir. Dolayısıyla, HMK m. 30, Anayasa m. 141'deki ilkenin kanun düzeyindeki yansıması ve uygulama aracıdır. AYM, bir makul süre ihlalini değerlendirirken, sadece genel anayasal ilkenin ihlal edilip edilmediğine değil, aynı zamanda bu ilkeyi hayata geçirmekle yükümlü olan hakimin, HMK m. 30'daki pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğine de bakar. Bu iki norm, bir bütün olarak, devletin ve yargı organlarının adil ve hızlı bir yargılama sağlama konusundaki pozitif yükümlülüğünün hukuki temelini oluşturur.