HMK m. 30'da düzenlenen usul ekonomisi ilkesi ve Anayasa m. 141'deki yargının görevi, iş davalarında kanunda belirtilen kanun yolu sürelerinin (örn. mülga 5521 s.K. m.8'deki 'iki ay içinde karara bağlanır' ibaresi) aşılması durumunda mahkemenin sorumluluğunu nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315182

Bu ilkeler, mahkemenin sorumluluğunu iki yönlü olarak etkiler: Bir yandan, bu sürelerin düzenleyici nitelikte olması nedeniyle her aşımın otomatik bir sorumluluk doğurmayacağını kabul eder; diğer yandan, iş davalarının niteliği gereği mahkemelere sürelere uyma konusunda daha yüksek bir özen yükümlülüğü getirir. 1. **Sürelerin Düzenleyici Niteliği ve Sorumluluğun Sınırı:** AYM'nin Nevriye Kuruç kararında (§ 45) belirttiği gibi, bu süreler 'düzenleyici niteliktedir'. Yani, bir hedeftir ve hak düşürücü değildir. Yargılamanın doğasından kaynaklanan gecikmeler (bilirkişi bekleme, tebligat vb.) nedeniyle bu sürelerin aşılması kaçınılmaz olabilir. Bu nedenle, sadece kanundaki sürenin aşılmış olması, tek başına hakimin veya devletin hukuki sorumluluğunu (tazminat sorumluluğu gibi) doğurmaz. Gecikmenin makul bir sebebe dayanıp dayanmadığına bakılır. 2. **Yüksek Özen Yükümlülüğü ve Sorumluluğun Doğması:** Ancak, usul ekonomisi ve Anayasa m. 141, hakime yargılamayı aktif bir şekilde yönetme ve gereksiz gecikmeleri önleme görevi yükler. Özellikle iş davaları gibi, taraflardan birinin (işçi) ekonomik olarak daha zayıf olduğu ve sonucun aciliyet taşıdığı davalarda, mahkemenin bu özen yükümlülüğü daha da artar. Eğer yargılamanın uzaması, davanın karmaşıklığı veya tarafların tutumu gibi objektif nedenlerden değil de, doğrudan mahkemenin ihmalinden (örneğin, duruşmalar arasında aylar süren aralıklar bırakması, bir müzekkereyi yazmayı aylarca unutması gibi) kaynaklanıyorsa, bu durum devletin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmesi anlamına gelir. Bu ihlal, devletin tazminat sorumluluğunu (AYM veya AİHM kararıyla) doğurur. Hatta, çok ağır ve kasıtlı bir ihmal durumunda, ilgili hakimin kişisel disiplin veya hukuki sorumluluğu dahi gündeme gelebilir. Sonuç olarak, bu ilkeler, mahkemeyi her süre aşımından sorumlu tutmaz, ancak yargılamayı makul bir gerekçe olmadan uzatması durumunda devletin sorumluluğunun temelini oluşturur.