Yasadışı bahis oynatma suçundan (7258 s.K.) açılan bir ceza davasının, sanık sayısının çokluğu, para trafiğinin karmaşıklığı ve dijital delillerin incelenmesi gibi nedenlerle uzun sürmesi, sanığın 'makul sürede yargılanma hakkı'nın ihlali anlamına gelir mi? Bu durumda AYM hangi kriterlere göre bir değerlendirme yapar?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315179

Davanın bu nedenlerle uzun sürmesi, otomatik olarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği anlamına gelmez. Ancak, bu uzun sürenin makul olup olmadığı, AYM'nin standart kriterleri çerçevesinde değerlendirilir. Bu kriterler şunlardır: 1. **Davanın Karmaşıklığı:** Yasadışı bahis davaları, genellikle 'karmaşık' davalar olarak kabul edilir. Sanık sayısının çokluğu, binlerce banka hesap hareketinin incelenmesi gerekliliği, dijital materyallerden (bilgisayar, telefon) imaj alınması ve bu imajlar üzerinde teknik bilirkişi incelemesi yapılması, MASAK raporlarının beklenmesi gibi unsurlar, davanın doğası gereği karmaşık ve zaman alıcı olduğunu gösterir. Bu durum, yargılama süresinin bir miktar uzamasını haklı kılan bir nedendir. 2. **Tarafların (Sanıkların) Tutumu:** Eğer sanıklar veya müdafileri, sürekli olarak gereksiz taleplerde bulunarak, duruşmalara mazeretsiz katılmayarak veya delillerin toplanmasını engelleyerek yargılamayı kasten uzatmışlarsa, bu durum süre hesabında onların aleyhine dikkate alınır. 3. **Yetkili Makamların Tutumu:** En önemli kriter budur. Dava karmaşık olsa bile, yargı makamlarının (savcılık, mahkeme) yargılamayı süratlendirmek için gerekli özeni gösterip göstermediğine bakılır. Örneğin: * Duruşma aralıkları makul müdür? * Bilirkişi raporları veya MASAK raporu için yazılan müzekkereler zamanında yazılmış ve takibi yapılmış mıdır? * Gereksiz yere beklemeler, ertelenmeler olmuş mudur? * Hakim veya savcı değişiklikleri nedeniyle dosyada atıl bir dönem yaşanmış mıdır? AYM, bu kriterleri bir bütün olarak değerlendirir. Davanın karmaşıklığı belirli bir gecikmeyi haklı kılsa da, eğer yetkili makamların atfedilebilir kusurları (örneğin, aylarca duruşma yapmamak, bir raporu yıllarca beklemek) nedeniyle süre aşırı derecede uzamışsa, yine de makul süre ihlaline karar verilebilir. Önemli olan, gecikmenin davanın karmaşıklığıyla orantılı olup olmadığı ve devletin süreci hızlandırmak için elinden geleni yapıp yapmadığıdır. (Bkz: Anayasa Mahkemesi'nin Nevriye Kuruç kararındaki genel ilkeler, § 47).