Anayasa Mahkemesi'nin Nevriye Kuruç kararında, AİHM'in makul süre ihlali tespit ettiği davalarda, sorunun giderilmesi için taraf devletlere 'en geç bir yıl içinde' etkili bir hukuk yolu düzenleme yükümlülüğü getirmesi, uluslararası hukukun hangi ilkesinin bir yansımasıdır?
Bu durum, uluslararası hukukun ve özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminin temel ilkelerinden biri olan **'pacta sunt servanda' (ahde vefa)** ilkesi ile Sözleşme'nin **46. maddesinde** düzenlenen **'kararların bağlayıcılığı ve infazı'** ilkesinin bir yansımasıdır. 1. **Pacta Sunt Servanda:** Bu ilke, devletlerin taraf oldukları uluslararası antlaşmalara iyi niyetle uymak ve bu antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmek zorunda olduklarını ifade eder. Türkiye, AİHS'e taraf olarak, Sözleşme'de güvence altına alınan hakları kendi iç hukukunda koruma ve AİHM kararlarına uyma taahhüdünde bulunmuştur. 2. **İHAS m. 46 (Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı):** Bu madde, Yüksek Sözleşmeci Tarafların, taraf oldukları davalarda Mahkeme'nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ettiklerini belirtir. AİHM, bir 'pilot karar'da, sadece bireysel ihlali değil, o ihlale yol açan 'yapısal sorunu' da tespit ettiğinde, karara uymakla yükümlü olan devletin sadece başvurucuya tazminat ödemesi yeterli değildir. Devletin, aynı zamanda, o yapısal sorunu ortadan kaldıracak genel tedbirleri de alması gerekir. Nevriye Kuruç kararında (§ 34) atıf yapılan *Ümmühan Kaplan/Türkiye* kararında AİHM'in, Türkiye'ye 'en geç bir yıl içinde' etkili bir hukuk yolu düzenleme yükümlülüğü getirmesi, m. 46 kapsamındaki bu yükümlülüğün somut bir ifadesidir. AİHM, bu süreyle, devlete, tespit ettiği yapısal sorunu gidermek ve gelecekteki benzer ihlalleri önlemek için gerekli yasal ve idari düzenlemeleri yapma görevi vermektedir. Bu, AİHM'in, kararlarının sadece bireysel davaları çözmekle kalmayıp, aynı zamanda taraf devletlerin hukuk sistemlerini Sözleşme standartlarına yükseltme işlevinin bir parçasıdır.