Bir ceza davasında, sanığın suçu işlediğine dair deliller yetersiz olmasına rağmen, mahkeme 'yetersiz gerekçe' ile mahkumiyet hükmü kurmuştur. Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin E:2015/8468 sayılı kararında bu durum nasıl bir hukuki aykırılık olarak nitelendirilmiştir?
Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin E:2015/8468, K:2017/2809 sayılı kararında, bu durum, 'Anayasa’nın 141/3 ve CMK 230/1. maddeleri gereğince, gerekçeli karar hakkının ihlali' olarak nitelendirilmiştir. Bu, temel bir usul kuralının ve adil yargılanma hakkının bir unsurunun ihlali anlamına gelir. Karara göre, bir mahkumiyet hükmünün gerekçesinin taşıması gereken zorunlu unsurlar şunlardır: 1. **Lehe ve Aleyhe Delillerin Belirtilmesi:** Gerekçe bölümünde, sanığın hem lehine hem de aleyhine olan tüm delillerin açıkça gösterilmesi gerekir. 2. **Delillerin Tartışılması ve Değerlendirilmesi:** Mahkeme, bu delilleri birbiriyle karşılaştırmalı, hangisine neden üstünlük tanıdığını, hangisini neden reddettiğini tartışarak açıklamalıdır. 3. **Ulaşılan Kanaatin Açıklanması:** Mahkeme, bu delil değerlendirmesi sonucunda, sanığın hangi fiilleri işlediğinin sabit kabul edildiğini ve bu fiillerin neden o suçu oluşturduğunu (suçun nitelendirmesi) mantıksal bir bağ kurarak açıklamalıdır. Mahkemenin, bu unsurları içermeyen, soyut, basmakalıp veya yetersiz bir gerekçeyle mahkumiyet kararı vermesi, kararın denetimini imkansız hale getirir. Yargıtay, kararın hangi delillere ve hangi mantıksal çıkarıma dayandığını anlayamaz. Bu nedenle, 'yetersiz gerekçe', tek başına bir bozma nedenidir. Yargıtay, bu durumda kararı esastan inceleyemeyeceği için, mahkemenin usulüne uygun, denetime elverişli bir gerekçe yazması amacıyla kararı bozar.