Ahmet Şık/Türkiye (No:2) davasında, başvurucunun tutuklanmasının Anayasa Mahkemesi tarafından 'kabul edilemez' bulunması, AİHM'in başvuruyu incelerken iç hukuk yollarının tüketilmediği sonucuna varmasına neden olmuş mudur? AİHM'in bu konudaki yaklaşımı nasıldır?
Hayır, neden olmamıştır. AİHM, Anayasa Mahkemesi'nin 'kabul edilemezlik' kararını, iç hukuk yollarının tüketilmediği anlamına gelen bir karar olarak yorumlamamıştır. AİHM, bir iç hukuk yolunun 'tüketilmiş' sayılması için, o yola başvurulmuş olmasının ve o yolun, şikayetin özünü inceleyerek bir karar vermiş olmasının yeterli olduğunu kabul eder. Başvurucunun o yoldan istediği sonucu alamamış olması, yolun tüketilmediği anlamına gelmez. Şık/Türkiye (No:2) davasında AİHM'in yaklaşımı şöyledir: 1. Başvuru Yapılmıştır: Başvurucu, Anayasa Mahkemesi'ne usulüne uygun olarak bireysel başvuruda bulunmuştur. 2. Karar Verilmiştir: Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu incelemiş ve bir karar (kabul edilemezlik kararı) vermiştir. Bu karar, başvurunun esasına ilişkin bir değerlendirme içermektedir. AYM, şikayetleri 'açıkça dayanaktan yoksun' bularak, esasa ilişkin bir sonuca varmıştır. Yani başvuruyu şekli bir nedenle (süre aşımı gibi) reddetmemiştir. 3. Tüketim Gerçekleşmiştir: Başvurucu, Anayasa Mahkemesi'ne başvurarak ve bu mahkemeden nihai bir karar alarak, kendisinden beklenen iç hukuk yolunu tüketmiştir. AYM'nin vardığı sonucun (kabul edilemezlik) AİHM tarafından paylaşılmıyor olması, bu tüketim gerçeğini ortadan kaldırmaz. AİHM, ulusal mahkemelerin kararlarıyla bağlı değildir. Kendi denetimini yaparken, ulusal mahkemenin vardığı sonucun (örneğin 'açıkça dayanaktan yoksunluk') Sözleşme standartlarına uygun olup olmadığını kendisi değerlendirir. Somut olayda AİHM, AYM'nin 'kuvvetli belirti var' ve 'açıkça dayanaktan yoksun' şeklindeki sonucuna katılmamış ve şikayetlerin esasa girilerek incelenmesi gerektiğine karar vermiştir. Bu, iç hukuk yollarının tüketildiği ancak ulusal düzeyde etkili bir koruma sağlanamadığı anlamına gelir.