Bir sanık, 'psikotik bozukluk' teşhisiyle sağlık raporu olmasına rağmen, mahkeme bu durumu dikkate almadan ve yeni bir rapor aldırmadan sanığı mahkum etmiştir. Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin E:2015/4766 sayılı kararında bu durum nasıl nitelendirilmiş ve mahkemenin ne yapması gerektiği belirtilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315128

Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin E:2015/4766, K:2018/1082 sayılı kararında, bu durum 'eksik kovuşturma' ve 'bozma nedeni' olarak nitelendirilmiştir. Karara göre, sanığın cezai ehliyetine ilişkin ciddi bir şüphe (mevcut sağlık raporu gibi) ortaya çıktığında, mahkemenin bu şüpheyi görmezden gelerek yargılamaya devam etmesi ve hüküm kurması, usul ve yasaya aykırıdır. Mahkemenin yapması gerekenler kararda açıkça belirtilmiştir: 1. Rapor Aldırma Zorunluluğu: Mahkeme, sanığın '23/04/2013 tarihinde işlediği iddia olunan fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı' konusunda, yani TCK m. 32 kapsamında cezai ehliyetinin tam olup olmadığını tespit etmek zorundadır. 2. Yetkili Sağlık Kuruluşu: Bu tespiti kendisi yapamaz. Sanığı, 'Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas kurulundan ya da tam teşekküllü Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanelerinden' birine sevk ederek, bu konuda bir 'heyet raporu' aldırması gerekir. 3. Sonuca Göre Değerlendirme: Mahkeme, alınacak bu uzman raporunun sonucuna göre sanığın hukuki durumunu (kusur yeteneğini) yeniden belirlemeli ve buna göre bir karar (ceza verilmesine yer olmadığı, indirimli ceza, güvenlik tedbiri vb.) vermelidir. Yargıtay, bu zorunlu usuli işlem yapılmadan karar verilmesi nedeniyle, hükmün diğer yönlerini incelemeksizin doğrudan bu sebepten bozulmasına karar vermiştir. Bu, cezai ehliyetin tespitinin, adil bir yargılama için vazgeçilmez bir ön koşul olduğunu göstermektedir.