HMK m. 30'daki usul ekonomisi ilkesi ve CMK m. 326/2'deki iştirak halinde yargılama giderlerinin 'ayrı ayrı' yükletilmesi kuralı arasında nasıl bir ilişki kurulabilir? 'Müteselsilen' sorumluluğun reddedilmesinin usul ekonomisine katkısı nedir?
Bu iki kural arasında, yargılamanın ve özellikle infaz aşamasının 'düzenli bir biçimde yürütülmesi' ve 'gereksiz uyuşmazlıkların önlenmesi' açısından bir ilişki kurulabilir. CMK m. 326/2'nin, borçlar hukukundaki 'müşterek ve müteselsil sorumluluk' yerine ceza yargılamasına özgü 'ayrı ayrı sorumluluk' ilkesini getirmesinin usul ekonomisine katkısı şudur: 1. **İnfazda Belirlilik ve Basitlik:** Her sanığın ne kadar yargılama giderinden sorumlu olduğu hükümde ayrı ayrı belirtildiğinde, infaz aşaması son derece basit ve net hale gelir. İnfaz savcılığı, her bir sanıktan sadece kendi payına düşen miktarı talep eder. Bu, infaz sürecini hızlandırır ve düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlar. 2. **Rücu Davalarının Önlenmesi:** Eğer 'müteselsilen' sorumluluk kabul edilseydi, giderlerin tamamını ödeyen bir sanığın, diğer sanıklara kendi payları için rücu etmesi (geri dönüp istemesi) gerekecekti. Bu durum, sanıklar arasında yeni bir hukuk davasının (rücu davası) açılmasına neden olurdu. Bu ise, HMK m. 30'daki 'gereksiz gider yapılmaması' ve 'yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması' ilkelerine tamamen aykırı olurdu. Ceza yargılamasından yeni bir hukuk davası doğması, usul ekonomisiyle bağdaşmaz. 3. **Adalet ve Hakkaniyet:** Her sanığın sadece kendi sebep olduğu ve ortak giderlerden kendi payına düşen kısımdan sorumlu olması, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine ve hakkaniyete daha uygundur. Mali durumu iyi olan bir sanığın tüm giderleri ödemek zorunda kalması, diğerlerinin ise sorumluluktan fiilen kurtulması gibi adaletsiz durumlar önlenmiş olur. Dolayısıyla, CMK m. 326/2'deki 'ayrı ayrı' sorumluluk ilkesi, infaz aşamasını basitleştirerek, yeni davaların doğmasını engelleyerek ve daha adil bir sonuç yaratarak, dolaylı olarak HMK m. 30'daki usul ekonomisi ilkesine hizmet eder.