Nevriye Kuruç kararında AYM, makul süre ihlali iddialarının kendi iş yükü üzerindeki etkisini ve bunun bireysel başvuru sisteminin geneli için yarattığı riski nasıl açıklamıştır? Bu durum, AYM'nin pilot karar usulünü seçmesinde ne kadar etkili olmuştur?
AYM, Nevriye Kuruç kararında (§ 71, 90, 94), makul süre ihlali iddialarının kendi iş yükü üzerindeki etkisini ve bunun yarattığı riski çok net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu durum, pilot karar usulünü seçmesindeki en temel ve belirleyici etkenlerden biridir. AYM'nin açıklamaları şöyledir: 1. **Sayısal Büyüklük:** AYM, önündeki derdest başvuruların (o tarih itibarıyla yaklaşık 108.000) yarısından fazlasının makul sürede yargılanma hakkıyla ilgili olduğunu belirtmiştir. Bu durum, mahkemenin işleyişini felç etme potansiyeline sahip bir 'başvuru seli' olarak nitelendirilmiştir. 2. **Diğer Temel Hakların İncelenmesinin Gecikmesi:** Makul süre başvurularının bu yoğunluğu, AYM'nin, Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan 'yaşam hakkı, işkence yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' gibi diğer çok önemli temel hak ihlali iddialarını zamanında incelemesini güçleştirmektedir. Bu, bireysel başvuru sisteminin temel amacını zedeleyen bir risktir. 3. **AYM Önünde Yeni Bir Makul Süre Sorunu:** En ironik risklerden biri, makul süre ihlali başvurularının çokluğu nedeniyle, bu başvuruların kendilerinin AYM önünde makul bir sürede karara bağlanamaması tehlikesidir. AYM, AİHM'in bazı davalarda bizzat AYM önünde geçen süreyi de makul süre denetimine dahil ettiğini hatırlatarak, bu durumun sistemin kendi içinde bir paradoks yaratma riskine işaret etmiştir. Bu nedenlerle AYM, sorunun tek tek kararlarla çözülemeyeceğini, bireysel başvuru sisteminin sürdürülebilirliği ve etkinliğinin korunması için yapısal bir çözümün zorunlu olduğunu anlamıştır. Pilot karar usulü, bu 'sistemik kriz' durumuna karşı, sorunu kaynağında çözmek ve yasama organını harekete geçirerek sistemin tıkanmasını önlemek amacıyla seçilmiş stratejik bir araçtır.