Anayasa Mahkemesi Nevriye Kuruç kararında, AİHM'in Almanya, Yunanistan ve Bulgaristan aleyhine verdiği pilot kararlara (Rumpf/Almanya, Athanasiou/Yunanistan vb.) atıf yapmıştır. Bu atfın amacı, makul süre ihlali sorununun evrenselliğini mi göstermektir, yoksa başka bir hukuki argümanı mı desteklemektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315088

Bu atfın amacı, sadece sorunun evrenselliğini göstermekten daha fazlasıdır. Temel amaç, AİHM'in Sözleşmeci Devletlere yönelik yaklaşımını ve 'etkili başvuru yolu' (İHAS m. 13) yükümlülüğünün niteliğini ortaya koyarak, Türkiye için önerdiği çözümün (pilot karar ve yasal düzenleme çağrısı) AİHM'in standart uygulaması olduğunu göstermektir. Nevriye Kuruç kararının 36. ve 37. paragraflarında yer alan bu atıflar, şu hukuki argümanları desteklemektedir: 1. **Yapısal Sorun ve Pilot Karar Uygulaması:** AİHM, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin yapısal sorunları sadece Türkiye'de değil, Almanya, Yunanistan, Bulgaristan gibi birçok Konsey üyesi devlette de tespit etmiştir. Bu devletler aleyhine de pilot karar usulünü uygulayarak, onlardan da sorunu çözecek iç hukuk yolları oluşturmalarını istemiştir. Bu, AYM'nin Türkiye için benimsediği yaklaşımın keyfi değil, AİHM'in yerleşik bir metodu olduğunu gösterir. 2. **Etkili Başvuru Yolunun Zorunluluğu:** Bu kararlarda AİHM, devletlerin hukuk sistemlerinde kişilerin yargılamaların uzunluğundan şikayet etmeleri ve bu nedenle tazminat alabilmeleri için 'etkili bir başvuru yolu' sunmak zorunda olduklarını vurgulamıştır. Bu yolun, mutlaka 'tazminatı da içeren' bir mekanizma olması gerektiği belirtilmiştir. 3. **Yasama Organının Sorumluluğu:** AİHM, bu kararlarda, tespit edilen yapısal sorunun giderilmesi için taraf devletlere belirli bir süre (genellikle bir yıl) tanımıştır. Bu, sorunun çözümünün yargı organlarının tek başına yorumlarıyla değil, yasama organının müdahalesiyle mümkün olacağını gösterir. Dolayısıyla AYM, bu kararlara atıf yaparak, kendi verdiği pilot kararın ve yasama organına yaptığı çağrının, AİHM içtihadının doğal bir sonucu olduğunu, Türkiye'den beklenen yükümlülüğün diğer Avrupa ülkelerinden beklenenden farklı olmadığını ve önerilen çözümün (etkili bir tazminat mekanizması kurulması) uluslararası standartlara uygun olduğunu temellendirmiştir.