HMK m. 30'daki usul ekonomisi ilkesi ve Anayasa m. 141'deki 'davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması' görevi, davacının dava şartlarından birini yargılama sırasında tamamlaması halinde nasıl bir sonuç doğurur? Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E:2016/1975 sayılı kararı ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #315017

Bu ilkeler, dava şartı eksikliğinin yargılama sırasında giderilmesi halinde, davanın usulden reddedilmemesi, esasına girilerek sonuçlandırılması gerektiği sonucunu doğurur. Dava şartları, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için gerekli olan koşullardır ve mahkeme tarafından davanın her aşamasında re'sen gözetilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin E:2016/1975, K:2016/8836 sayılı kararında, davacının dava ehliyetine ilişkin bir şüphe (vesayet altına alınma durumu) ortaya çıkmıştır. Dava ehliyeti, HMK m. 51 uyarınca bir dava şartıdır. Yargıtay, bu durumda mahkemenin davayı derhal reddetmemesi gerektiğini belirtmiştir. Karara göre, 'dava açılırken bulunmayan dava şartının yargılama sırasında tamamlanması halinde dava ekonomisi yönünden davanın esasına girilerek sonuçlandırılması gerekir.' Mahkemenin yapması gereken, davacıya vasi atanıp atanmadığını araştırmak, eğer atanmışsa vasinin davaya katılımını sağlamak ve kanuni temsil eksikliği giderildikten sonra yargılamaya devam etmektir. Davayı bu eksiklik giderilmeden reddetmek, davacıyı yeniden dava açmaya zorlayacağı için HMK m. 30'daki usul ekonomisi ilkesine ve Anayasa m. 141'deki yargının görevi ilkesine aykırı olur. Bu yaklaşım, usul kurallarının katı bir şekilde uygulanması yerine, hakkın özünü koruyan ve yargılamayı basitleştiren bir yorumu yansıtmaktadır.