Danıştay, İYUK m. 5'te düzenlenen 'birlikte dava açma' imkanının, mahkemelerin görev ve yetki kurallarını değiştirecek şekilde yorumlanamayacağını belirtmektedir. Bu ilkeyi, Danıştay 13. Daire'nin E:2015/547, K:2015/2043 sayılı kararındaki çoğunluk ve karşı oy görüşlerini karşılaştırarak analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #314987

Bu konu, usul ekonomisi ile yargı yerlerinin görev ve yetki kurallarının kesinliği arasındaki gerilimi yansıtır. Danıştay 13. Dairesi'nin söz konusu kararında, BDDK'nın (Ankara'da) aldığı bir karar ile bu karara dayanarak TMSF'nin (İstanbul'da) tesis ettiği bir işleme karşı birlikte dava açılmıştır. **Çoğunluk Görüşü:** Çoğunluk, İYUK m. 5'in dava açmayı kolaylaştıran bir usul kuralı olduğunu ancak görev ve yetki gibi kamu düzenine ilişkin ve daha öncelikli olan kuralları değiştiremeyeceğini savunmuştur. Buna göre, aralarında sebep-sonuç ilişkisi olsa bile, biri Ankara İdare Mahkemesi'nin diğeri İstanbul İdare Mahkemesi'nin yetkisine giren iki ayrı işleme karşı tek dilekçeyle dava açılamaz. Bu durumda, dilekçenin reddedilerek davacıya yetkili mahkemelerde ayrı ayrı dava açma yolunun gösterilmesi gerekir. Aksi takdirde, dava ekonomisine yönelik bir usul kuralı, mahkemelerin görevini belirleyen bir kurala dönüşmüş olur ki bu hukuken mümkün değildir. **Karşı Oy Görüşü:** Karşı oy ise, iki işlem arasında açık bir sebep-sonuç ilişkisi bulunduğunu, dolayısıyla İYUK m. 5'e göre tek dilekçeyle dava açılmasının usule uygun olduğunu belirtmiştir. Bu durumda dilekçe ret kararı verilemeyeceğini savunan karşı oy, uyuşmazlığın 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 24/1-e maddesi uyarınca 'birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren işler' kapsamında olduğunu ve bu nedenle davanın ilk derece mahkemesi olarak Danıştay'da görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Karşı oya göre, bu yaklaşım hem usul ekonomisine hizmet eder hem de işlemler arasındaki bağlantı nedeniyle daha etkin ve verimli bir yargılama yapılmasını sağlar. **Analiz:** Çoğunluk görüşü, görev ve yetki kurallarının katı ve öncelikli olduğunu, usul ekonomisinin bu kuralları esnetemeyeceğini savunurken; karşı oy, usul ekonomisi ve etkin yargılama ilkelerine daha fazla ağırlık vererek, bağlantılı davaların tek bir yargı yerinde (Danıştay'da) birleştirilmesini savunmaktadır. Bu, idari yargıda görev ve yetki kurallarının yorumlanmasındaki temel bir yaklaşımsal farklılığı göstermektedir.