Bir davada kısa kararda boşanmaya TMK m. 166/1'e göre karar verilirken, gerekçeli kararda TMK m. 166/3'e göre karar verildiği yazılmıştır. Bu durumun hukuki sonucu nedir ve mahkeme ne yapmalıdır? Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/19124 E. sayılı kararı ve karşı oyu çerçevesinde usul ekonomisi ilkesini de tartışınız.
Bu durum, HMK m. 298/2'de yer alan 'Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.' kuralının ihlalidir. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunması, Yargıtay içtihatlarına göre tek başına bozma sebebidir. **Çoğunluk Görüşü:** Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin çoğunluk görüşüne göre, tefhim edilen hüküm sonucu (kısa karar) yanlış dahi olsa, gerekçeli karar buna uygun yazılmalıdır. Aradaki çelişki, yargılamanın diğer yönleri incelenmeksizin tek başına bozma nedenidir. Mahkemenin yapması gereken, 10.04.1992 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, çelişkiyi gideren yeni ve usule uygun bir karar oluşturmaktır. **Karşı Oy ve Usul Ekonomisi İlkesi (HMK m. 30):** Karşı oy ise bu yaklaşımı eleştirmektedir. Karşı oya göre, gerekçeli karardaki bu tür bir yanlışlık 'maddi hata' niteliğindedir ve mahallinde her zaman düzeltilebilir. Sırf bu maddi hata nedeniyle hükmün tamamen bozulması, yargılamanın uzamasına ve gereksiz masraf yapılmasına neden olacağı için HMK m. 30'da düzenlenen 'usul ekonomisi ilkesi'ne aykırıdır. Karşı oya göre, dairenin yerleşik içtihatları da bu yöndedir ve temyiz edilen diğer hususların esastan incelenip karar verilmesi gerekirken, hükmün sadece bu nedenle bozulması doğru değildir. **Tartışma:** Çoğunluk görüşü, hükmün taraflar ve kamu nezdindeki kesinliğini ve güvenilirliğini korumayı amaçlayan katı bir usul kuralını savunurken; karşı oy, hakkın özünü feda etmemek ve yargılamayı hızlandırmak adına usul ekonomisi ilkesine öncelik tanınması gerektiğini savunmaktadır. Bu durum, hukukta şekil ile esas arasındaki gerilimin tipik bir örneğidir.