Ahmet Şık/Türkiye (No:2) davasında Anayasa Mahkemesi ve AİHM'in 'kuvvetli belirti' (AYM) ve 'makul şüphe' (AİHM) kavramlarını yorumlayışındaki temel farklılık ne olmuştur ve bu farklılık kararların sonucunu nasıl etkilemiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #314980

İki mahkeme arasındaki temel fark, aynı delillere (gazetecilik faaliyetleri, yazılar, röportajlar) tamamen zıt anlamlar yüklemeleridir. Bu fark, kararların 'kabul edilemezlik' ve 'ihlal' olarak ayrışmasına neden olmuştur. **Anayasa Mahkemesi'nin Yaklaşımı ('Kuvvetli Belirti'):** AYM, başvurucunun eylemlerini (özellikle terör eylemi sırasında teröristlerle röportaj yapması) değerlendirirken, soruşturma makamlarının bu eylemleri 'terör örgütünün söylemlerinin geniş kitlelere ulaşmasını sağladığı' şeklinde yorumlamasının 'keyfi ve temelsiz olmadığını' kabul etmiştir. AYM, darbe girişimi sonrası koşulların hassasiyetine ve eylemlerin toplum üzerindeki potansiyel etkisine odaklanarak, suç işlendiğine dair 'kuvvetli belirti'nin var olduğu sonucuna ulaşmış ve başvuruyu 'açıkça dayanaktan yoksun' bularak kabul edilemez bulmuştur (Ahmet Şık [GK], § 51). **AİHM'in Yaklaşımı ('Makul Şüphe'):** AİHM ise, aynı eylemleri ifade ve basın özgürlüğü (İHAS m. 10) kapsamında değerlendirmiştir. Başvurucunun yazılarının kamusal tartışmaya katkı sağladığını, şiddete teşvik içermediğini, gazetecilik faaliyeti sınırları içinde kaldığını belirtmiştir. Özellikle teröristlerle yapılan röportajın, onların propagandasını yapmaktan ziyade, eylemlerini sorgulayan ve şiddet içeren tavırlarını ifşa etmeyi amaçlayan bir nitelik taşıdığını vurgulamıştır. AİHM, bu delillerin objektif bir gözlemciyi suçun işlendiğine ikna edemeyeceğini, dolayısıyla tutuklama için gerekli olan asgari 'makul şüphe' standardının dahi karşılanmadığını belirtmiştir. Bu nedenle İHAS m. 5/1'in (hukuka uygun tutuklama) ve buna bağlı olarak İHAS m. 10'un (ifade özgürlüğü) ihlal edildiğine karar vermiştir (Şık/Türkiye (No:2), § 88-99). Sonuç olarak AYM, eylemin potansiyel sonucuna ve soruşturma makamlarının yorumunun keyfi olmamasına odaklanarak 'kuvvetli belirti'yi bulurken; AİHM, eylemin içeriğine, amacına ve ifade özgürlüğü içindeki korumasına odaklanarak 'makul şüphe'nin dahi bulunmadığına karar vermiştir.