Ceza Muhakemesi Hukuku'nda 'yaklaşık ispat yasağı' ilkesi (CMK m.223/5) nedir ve 'cesetsiz cinayet' dosyalarında bu ilkenin nasıl ihlal edilebileceğine dair eleştirel bir değerlendirme yapınız.
**'Yaklaşık İspat Yasağı' İlkesi (CMK m.223/5):** CMK m.223/5'e göre, 'Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkumiyet kararı verilir.' Buradaki 'sabit olması' ibaresi, kanun koyucunun sanığın suçluluğunun 'gerçeğe en yakınlık' derecesinde dahi değil, 'yüzde yüz' kesinlikle tespitini aradığını ifade eder. Yani, suçun sanık tarafından işlendiği hususunda hiçbir şüpheye yer kalmaması gerektiği anlamına gelir. Bu, ceza muhakemesindeki 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesinin de temelini oluşturur; şüphe varsa ve giderilememişse, sabitlikten bahsedilemez ve beraat kararı verilmelidir (CMK m.223/2-e). **'Cesetsiz Cinayet' Dosyalarında İhlal Potansiyeli:** 'Cesetsiz cinayet' dosyaları, genellikle cesedin bulunamaması nedeniyle maddi delil eksikliği yaşandığı için 'yaklaşık ispat yasağı'nın ihlal edilme potansiyeli en yüksek olan dosyalardır. Bu tür dosyaların kendine özgü zorlukları, yargı mercilerini bazen kanunun lafzından uzaklaşmaya itebilir: 1. **Sübjektif ve Vicdani Kanaate Dayalı Kararlar:** Yargıtay kararlarında, ceset olmasa dahi 'hayatın olağan akışı gereğince başka türlü olamayacağından', 'dosya ve deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde' veya 'olsa olsa' gibi gerekçelerle mahkumiyet kararı verildiği görülebilir (Sen, Cesetsiz Cinayet). Bu ifadeler, kesin ispat yerine, yargıcın sübjektif zan ve tahminine, yani 'yaklaşık ispat'a dayanma eğilimini gösterir. 2. **Delillerin Yetersizliğine Rağmen Mahkumiyet:** Özellikle sanık ikrarlarının zamanla değiştiği, çelişkili olduğu veya yan delillerle yeterince desteklenmediği durumlarda, cesedin bulunamamasına rağmen mahkumiyet kararı verilmesi, şüphenin tam olarak giderilemediği anlamına gelebilir. Bu, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin ihlalidir. 3. **Hukuki Güvenlik ve Kanunilik İlkesi:** Yargılamanın bu tür sübjektif kıstaslarla yürütülmesi, hukuk devletinde yaşayan bireylerin neyin ne kadar yasak olduğunu ve hangi delil standardıyla yargılanacaklarını bilme hakkını zedeler. Farklı mahkemelerin farklı yorumları, 'hukuki güvenlik' ilkesiyle bağdaşmayan 'sürpriz cezalarla' karşılaşma ihtimalini doğurur. **Eleştirel Değerlendirme:** Yazar, bu tür uygulamaların hukuki olmadığını, 'somut delil' kavramının terk edilerek yerini 'vicdani muhakemenin' aldığı ve bunun maddi hakikate ve adalete aykırı sonuçlara yol açabildiği görüşündedir. Özellikle Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13'e 12 gibi dar bir oyçokluğuyla verilen 'cesetsiz bebek cinayeti' kararındaki karşı oylar, 'yaklaşık ispat yasağı'nın ihlal edildiği ve delil yetersizliğine rağmen mahkumiyet kararı verildiği eleştirisini getirmiştir. Ceza yargılamasında, suçsuzluk/masumiyet karinesinin varlık sebebi de bu ilke ve hükümler olduğundan, 'vicdan'ın önünde hukukun ve kanunun öngördüğü ilke, esas ve kuralların bağlayıcı olduğu göz ardı edilmemelidir.