TCK m.102/3-b bendinde yer alan 'kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle' işlenen cinsel saldırı suçunda, 'nüfuzun kötüye kullanılması' kavramını Yargıtay kararları ışığında derinlemesine analiz ediniz. Özellikle doktor-hasta ve hâkim-tanık ilişkilerindeki nüfuz değerlendirmelerini karşılaştırınız.
TCK m.102/3-b, cinsel saldırı suçunun 'kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle' işlenmesi halinde cezanın artırılmasını öngören nitelikli bir haldir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için sadece görevin veya ilişkinin sağladığı kolaylıktan yararlanmak yeterli olmayıp, failin muhakkak bu nüfuzu (otoriteyi/etkiyi) kötüye kullanması gerekir. **Nüfuzun Kötüye Kullanılması Kavramı:** Nüfuzun kötüye kullanılması, failin kamu görevinden veya hizmet ilişkisinden kaynaklanan yetkisini, konumunu veya etkisini mağdur üzerinde bir baskı veya etki aracı olarak kullanması, mağdurun direncini azaltması veya ortadan kaldırması anlamına gelir. Mağdur ile fail arasında ast-üst ilişkisi şart değildir, ancak görevin mağdur üzerindeki etkisi ve mağdurun bu otorite karşısında çekinerek karşı koyamama hali önemlidir. Nüfuzun varlığı için görevin mağdur yönünden 'zorunlu ve icbar edici' nitelik taşıması gerekebilir. **Doktor-Hasta İlişkisi Örneği:** * Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2023/417 E., 2023/673 K. sayılı kararı, bir başhekim yardımcısı doktorun hastanede yaptığı uygunsuz muayeneler ve cinsel içerikli sözler ile ilgili olayı ele almıştır. Kurul, hastanın sağlık kuruluşunu ve personeli seçme, tedaviyi reddetme gibi hakları olduğunu belirterek, sağlık çalışanlarının hasta üzerinde 'nüfuzunun' bulunmadığına hükmetmiştir. Nüfuzun varlığı için kamu görevinin hasta üzerinde 'güç ve otorite oluşturması', hastanın direncini kırması ve bu nedenle çekinerek karşı koyamaması gerektiği belirtilmiştir. Bu durumda, sanık hakkında TCK m.102/3-b'nin uygulanma koşullarının bulunmadığı, eyleminin basit cinsel saldırı olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, hizmet ilişkisinden kastedilenin hizmeti yapanla yaptıran arasındaki ilişki olduğu, hizmeti yapanla hizmeti alan (doktor-hasta) arasındaki ilişkinin bu bende girmediği belirtilmiştir. **Hâkim-Tanık İlişkisi Örneği:** * Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/14-97 E., 2013/331 K. sayılı kararı, bir hâkimin duruşmada dinlediği tanığın kimliğini alıkoyarak ertesi gün odasına çağırması, tanığa dava konusuyla ilgili konuşmalar yapması, cinsel içerikli sözler söylemesi ve fiziksel temasta bulunması olayını incelemiştir. Kurul, hâkimin kamu görevlisi olması ve tanığın kimliğini alıkoyup onu odasına çağırmak suretiyle sağladığı 'nüfuzu kötüye kullanması' nedeniyle TCK m.102/3-b'nin uygulandığına hükmetmiştir. Burada hâkimin görevinin, tanık üzerinde doğrudan bir otorite ve etki yaratması, tanığın direncini kırması ve sanık için geçerli iftira nedeni bulunmaması dikkate alınmıştır. **Karşılaştırma ve Sonuç:** İki karar arasındaki fark, 'nüfuz'un ne kadar 'icbar edici' olduğuna ilişkin Yargıtay'ın değerlendirmesidir. Hâkimin konumu, yargılama makamının gücü ve tanığın kimliğinin alıkonulması gibi durumlar, mağdur üzerinde 'zorunlu ve icbar edici' bir nüfuz oluştururken, doktorun hasta üzerindeki nüfuzunun, hastanın yasal hakları ve seçim özgürlüğü nedeniyle cinsel saldırı bağlamında aynı derecede cebredici nitelikte görülmediği anlaşılmaktadır. Temel kriter, mağdurun iradesinin ne ölçüde failin nüfuzuyla etkilendiği ve direncini ne kadar kırdığıdır.