Cesetsiz cinayet davalarında, maktul olduğu iddia edilen kişinin 'ölüm tehlikesi altında kaybolması' veya 'kendisinden uzun süre haber alınamaması' durumları, Medeni Kanun'daki gaiplik karinesiyle nasıl bir ilişki içindedir? Ceza hukuku açısından bu durum tek başına ölümün ispatı için yeterli midir?
Medeni Kanun m.31 vd. hükümlerine göre, ölüm tehlikesi içinde kaybolan veya kendisinden uzun zamandan beri haber alınamayan bir kimsenin ölümü hakkında kuvvetli olasılık varsa, hakları bu ölüme bağlı olanların başvurusu üzerine mahkeme bu kişinin gaipliğine karar verebilir. Ancak, ceza hukuku açısından bir kişinin öldüğünün kabulü için Medeni Hukuk anlamında bir gaiplik kararı veya karinesi tek başına yeterli değildir. Ceza hukukunda 'maddi gerçek' ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkeleri geçerlidir. Bir kişinin öldüğünün ve hatta bir başkası tarafından öldürüldüğünün kabulü için, ölümün her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle (ikrar, tanık beyanları, olay yeri bulguları, cesedin bulunamama nedeninin mantıklı açıklaması vb.) ispatlanması gerekir. Uzun süre haber alınamama veya ölüm tehlikesi altında kaybolma, diğer delillerle desteklenmedikçe, ceza hukuku açısından ölümün ve cinayetin sübutu için tek başına yeterli kabul edilmez. Prof. Dr. Ersan Şen'in makalesinde de cesedin bulunamadığı durumlarda öldürme suçundan mahkumiyetin istisnai olduğu ve çok sıkı şartlara bağlandığı belirtilmiştir.