Cesetsiz cinayet vakalarında, Yargıtay'ın sanığın ikrarına ve yan delillere dayanarak mahkumiyet kararı vermesi, 'maddi gerçeğe ulaşma' ilkesi ve 'suçsuzluk karinesi' arasında nasıl bir denge kurmaya çalıştığını gösterir? Bu yaklaşımın potansiyel riskleri nelerdir?
Cesetsiz cinayet vakalarında Yargıtay'ın bu yaklaşımı, bir yandan maddi gerçeğe ulaşma ve adaletin tecellisi amacını (özellikle suçun cezasız kalmaması ve faillerin cesedi yok ederek adaletten kaçmasının önlenmesi) hedeflerken, diğer yandan suçsuzluk karinesini koruma zorunluluğuyla denge kurmaya çalışır. İkrarın detaylı, tutarlı olması ve güçlü yan delillerle desteklenmesi şartı, suçsuzluk karinesinin zedelenmemesi için bir güvence olarak görülür. Ancak potansiyel riskler de mevcuttur: 1) Yanlış veya baskı altında yapılmış ikrarlar. 2) Yan delillerin yanlış yorumlanması. 3) Maktul olduğu düşünülen kişinin hayatta çıkması (en büyük risk). Bu nedenle, 'şüphenin sanık aleyhine yüzde yüz yenilmesi' kriteri çok yüksek tutulmalı ve en ufak bir makul şüphede dahi beraat kararı verilmelidir. Prof. Dr. Ersan Şen'in makalesinde de bu hassas denge ve riskler vurgulanmaktadır.