Boşanma davasında mahkemenin, tarafların kusur durumunu belirlerken dayandığı 'tanık beyanlarının' delil niteliğini ve Yargıtay'ın bu beyanları değerlendirirken aradığı kriterleri (örneğin 'duyumdan aktarım') açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #312436

Tanık beyanı, boşanma davalarında kusurun ispatı için en sık başvurulan delillerden biridir. Ancak, tanık beyanının delil olarak değer taşıyabilmesi için Yargıtay'ın aradığı bazı kriterler vardır. En önemli kriter, tanığın beyanının 'doğrudan görgüye' dayanmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2020/819 E. sayılı kararında da belirtildiği gibi, tanığın bizzat şahit olmadığı, başkalarından (hatta davanın taraflarından) duyduklarını aktardığı beyanlar, 'duyumdan aktarım' veya 'nakli tanıklık' olarak nitelendirilir ve kural olarak kusur belirlemesine esas alınamaz. Bu tür beyanlar, ancak başka somut delillerle destekleniyorsa bir anlam ifade edebilir. Yargıtay, tanık beyanlarını değerlendirirken şu hususlara dikkat eder: 1) Tanığın olayları bizzat görüp görmediği veya duyup duymadığı. 2) Tanığın taraflarla olan yakınlık derecesi ve tarafsızlığı. 3) Beyanların kendi içinde ve diğer delillerle tutarlı olup olmadığı. 4) Beyanların soyut iddialardan mı yoksa somut olay ve yer/zaman bilgilerinden mi oluştuğu. Dolayısıyla, sadece 'kocam bana kötü davranıyordu dedi' şeklindeki bir tanık beyanı, görgüye dayanmadığı için kusur ispatı için yetersizdir.