Karşı oy yazısında, 'tutukluluk kararına karşı da kanun yararına bozma yasa yoluna gidilemez' görüşü eleştirilmekte ve elkoyma kararı ile bir paralellik kurulmaktadır. Kovuşturma aşamasında verilen tutukluluğun devamı kararına karşı yapılan itirazın reddi halinde verilen kesin karara karşı neden kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği savunulmaktadır?
Karşı oy yazısında, tutukluluğun devamına ilişkin itiraz üzerine verilen kesin kararlara karşı kanun yararına bozma yolunun açık olması gerektiği şu gerekçelerle savunulmaktadır: Tutuklulukla ilgili salıverilme talebinde bulunulması ve bu talebin itiraz mercii tarafından kesin olarak karara bağlanması, 'yeni bir talep hakkı' olmasıyla karıştırılmamalıdır. Bir talep üzerine verilen ve CMK m. 271/4 uyarınca kesinleşen bir karar, CMK m. 309'un aradığı 'istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar' şartını taşımaktadır. Her ne kadar şüpheli veya sanık daha sonra tekrar talepte bulunabilse de, o anki hukuka aykırı ve kesinleşmiş kararın denetlenmesi için başka bir yol yoktur. Bu durum, özellikle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı gibi temel bir hak söz konusu olduğunda daha da önemlidir. Aksi bir kabul, yani bu kararlara karşı kanun yararına bozma yolunu kapatmak, hem hukuka aykırı tutukluluk hallerinin devamına yol açacak hem de bu kararlara karşı tek denetim yolu olarak Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruyu bırakacaktır. Bu da iç hukuk yollarının etkisiz olduğu anlamına gelir. Dolayısıyla, nasıl ki elkoyma gibi mülkiyet hakkını sınırlayan bir karara karşı gidilebilmeli ise, kişi hürriyetini sınırlayan tutuklulukla ilgili kesinleşmiş kararlara karşı da gidilebilmelidir.