Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2012/3168 E. sayılı kararında, alkollü ve uykulu arkadaşının dengesini kaybederek kanala düşmesine neden olan ve yardım etmeden olay yerinden ayrılan sanığın eyleminin neden 'taksirle ölüme neden olma' değil, 'bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi' (TCK m. 98/2) olarak nitelendirildiğini hukuken analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #312339

Bu karardaki hukuki nitelemenin temelinde 'kast' ve 'ihmal' ayrımı yatmaktadır. Taksirle ölüme neden olma (TCK m. 85) suçunda fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı ile öngörülebilir bir neticeyi öngörmeyerek ölüme sebep olur. Karara konu olayda ise sanık, arkadaşını doğrudan suya itmemekte, sadece araçtan çıkarmaya çalışırken arkadaşı kendi hamlesiyle dengesini kaybedip düşmektedir. Sanığın bu ilk andaki eyleminde doğrudan bir ölüm neticesine yönelik taksirli bir davranışı (örn. tehlikeli bir şekilde iteklemesi) mahkemece tespit edilmemiş olabilir. Ancak asıl kritik nokta, arkadaşı suya düştükten sonraki davranışıdır. Arkadaşı suya düşerek TCK m. 98 anlamında 'kendini idare edemeyecek duruma' gelmiştir. Sanık bu andan itibaren yardım etme veya durumu derhal bildirme yükümlülüğü altına girmiştir. Sanığın bu yükümlülüğü kasten yerine getirmemesi (ihmali) ve bu ihmal sonucunda mağdurun ölmesi, TCK m. 98/2'de tanımlanan 'yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi' suçunu oluşturmaktadır. Yargıtay, olayın başlangıcını bir kaza olarak kabul edip, asıl suçun kaza sonrası kasten gerçekleştirilen ihmal olduğunu değerlendirerek bu sonuca varmıştır. Bu durum, failin olayın başlangıcındaki rolü ile sonrasındaki ihmali arasındaki ayrımın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.