CMK m. 147'nin gerekçesinde belirtilen 'suçsuzluk karinesi' ile sanığın 'susma hakkı' arasındaki tamamlayıcılık ilişkisi nedir? Bir sanığın susma hakkını kullanması, aleyhine bir delil olarak yorumlanabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #312310

Suçsuzluk karinesi (Anayasa m. 38/4, AİHS m. 6/2), bir kişinin suçluluğu mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılmasıdır. Bu ilkenin en önemli sonuçlarından biri, ispat yükünün iddia makamında (savcılıkta) olmasıdır. Sanık, masumiyetini ispatlamak zorunda değildir. 'Susma hakkı' (CMK m. 147/1-e), bu karinenin doğal bir tamamlayıcısıdır. Eğer sanık masumiyetini ispatlamak zorunda değilse, kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya veya konuşmaya da zorlanamaz. Sanığın susması, ispat yükünü kendi üzerine almayı reddetmesi ve suçsuzluk karinesine sığınması anlamına gelir. Bu nedenle, bir sanığın yasal hakkı olan susma hakkını kullanması, kesinlikle aleyhine bir delil olarak yorumlanamaz veya suçluluğuna dair bir ikrar olarak kabul edilemez. Yargıtay kararlarında da istikrarlı bir şekilde vurgulandığı gibi (örn: Yargıtay 16. CD, 2019/1773 E. sayılı kararda inkâr hakkı üzerinden yapılan yorum), sanığın savunma hakkını kullanma biçimi (susma, inkâr) onun aleyhine bir çıkarım yapmak için kullanılamaz. Aksi bir durum, hem susma hakkını hem de suçsuzluk karinesini anlamsız kılardı.