Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2020/5416 E., 2020/19983 K. sayılı kararında, sanıkların eyleminin 'zimmet' suçu kapsamında değerlendirilmesi durumunda, müştekinin 'doğrudan zarar görmemesi' nedeniyle davaya katılma hakkının bulunmamasının gerekçesini açıklayınız. Özellikle 'muhakeme şartı' olan 'yazılı başvuru'nun önemini vurgulayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #310292

Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2020/5416 E., 2020/19983 K. sayılı kararında, sanıkların eyleminin 5411 sayılı Yasa'nın 160. maddesi kapsamındaki 'Zimmet' suçu olarak değerlendirilmesi halinde, müştekinin (şikayetçinin) davaya katılma hakkının bulunmadığına hükmedilmiştir. Gerekçe şudur: Banka zimmeti suçlarında doğrudan zarar gören, **bankanın kendisi**dir, yani banka tüzel kişiliğidir. Bireysel bir müşteki, eğer bankanın uğradığı zarardan doğrudan ve kişisel olarak etkilenmemişse, bu suçtan 'doğrudan zarar gören' sıfatını kazanamaz. Dolayısıyla, davaya katılma hakkı bulunmaz ve usulsüz verilen katılma kararı hükmü temyize hak vermez. Kararda ayrıca, zimmet suçunun soruşturma ve kovuşturulmasının 5411 sayılı Yasa'nın 162. maddesi uyarınca ilgili banka veya Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) 'yazılı başvurusu' şartına bağlı olduğu vurgulanmıştır. Bu şart, bir **muhakeme şartı** niteliğindedir. Eğer bu yazılı başvuru gerçekleşmemişse, soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Somut olayda, şikayet dolandırıcılıktan yapıldığı için zimmetten yazılı başvuru olmadığı ve muhakeme şartı gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Bu durum, suçun niteliği ve mağdurun tanımı açısından hukuki vasıflandırmanın önemini göstermektedir.