Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2007/1797 E., 2007/2453 K. sayılı kararında, sanığın 'Ali Çiftçi'nin kaçırılması ve alıkonulması' şeklinde gerçekleşen ve Anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna vücut veren eyleme iştirak ettiği kabul edilen olayda, hukuki durumunun TCK 146/1 (mülga) ve TCK 309/1 (yeni) maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden 'suç vasfında yanılgıya düşülmesi'nin gerekçesini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #310283

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2007/1797 E., 2007/2453 K. sayılı kararında, sanığın 16.07.1998 tarihinde Ali Çiftçi'nin kaçırılması ve alıkonulması şeklinde gerçekleşen eyleme iştirak ettiği kabul edilmiştir. Bu eylem, Anayasal düzeni cebren ortadan kaldırmaya teşebbüs suçuna vücut veren bir niteliktedir. Karar, sanığın hukuki durumunun suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK 146/1 ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK 309/1 maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiği halde, yerel mahkemenin suç vasfında yanılgıya düşerek yazılı şekilde hüküm kurmasını bozma nedeni saymıştır. Gerekçe şudur: Kişiyi kaçırma ve alıkoyma gibi fiiller, eğer Anayasal düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma amacına yönelik bir örgütün faaliyeti kapsamında ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli vahim nitelikte bir araç eylem olarak işlenmişse, doğrudan TCK 309 (eski TCK 146) kapsamındaki amaca matuf suça iştirak niteliği taşır. Yerel mahkemenin, eylemi bu amaç suç kapsamında değerlendirmeyerek daha hafif bir suçtan hüküm kurması, suç vasfında esaslı bir yanılgı olarak görülmüştür. Bu, bir fiilin yalnızca kendi bağımsız vasfıyla değil, aynı zamanda işlendiği örgütün amacı ve Anayasal düzene yönelik tehlike boyutuyla birlikte ele alınması gerektiğini gösterir.