Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/1076 E., 2015/1932 K. sayılı kararında, 'adil yargılanma ilkesi' ve 'duruşmada hazır bulunma hakkı' bağlamında, sanığın görüntülü ve sesli iletişim tekniği (SEGBİS) yoluyla savunma yapmak istemeyip duruşmada bizzat hazır bulunma isteğinin neden dikkate alınması gerektiğini açıklayınız. Bu durumun 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak değerlendirilmesinin gerekçesini belirtiniz.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2015/1076 E., 2015/1932 K. sayılı kararında, ceza yargılamasının temel ilkelerinden biri olan 'doğrudan doğruyalık-vasıtasızlık' ilkesi vurgulanmıştır. Karara göre, CMK 193/1'de belirtildiği üzere 'sanık olmaksızın yargılama olmaz' genel kuralı geçerlidir ve duruşmada hazır bulunma, sanık için sadece bir ödev değil, aynı zamanda bir haktır (Y.C.G.K. 10.06.2008, 9-148/169 s.k.). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) de ceza yargılamasında sanığın kendini savunma ve tanıkları sorgulama haklarını güvence altına almıştır ki, duruşmada hazır bulunmadan bu hakların tam olarak kullanılması zordur. Karar, esas hakkında son savunmasını duruşmada bizzat hazır bulunarak yapmak istediğini beyan eden sanığın, SEGBİS sistemi aracılığıyla yargılamasının yapılarak mahkumiyetine karar verilmesinin **savunma hakkının kısıtlanması** anlamına geldiğini belirtmiştir. Gerekçe şudur: Adil bir ceza yargılaması için sanığın mahkeme huzurunda bulunması büyük önem taşır; çünkü beyanların doğruluğunun anlaşılması ve mağdur ile tanıkların beyanlarıyla karşılaştırılması için bu fiziksel mevcudiyet gereklidir. Savunma hakkının kısıtlanmasına yönelik her tedbirin ciddi şekilde gerekli olması ve daha az kısıtlayıcı bir tedbirin bulunması halinde onun uygulanması gerektiği AİHM içtihatlarıyla da sabittir. Dolayısıyla, sanığın bizzat duruşmada bulunma isteği, ancak çok ciddi nedenlerle ve mahkeme kararıyla kısıtlanabilir. Bu durum, adil yargılanma hakkının temel bir güvencesidir.