TCK madde 309'da düzenlenen Anayasayı İhlal Suçu'nun 'somut tehlike suçu' niteliğini ve suçun oluşması için 'ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmaması' ilkesini açıklayınız. Bu bağlamda 'elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı'nın takdirinin önemini değerlendiriniz.
TCK madde 309'da tanımlanan Anayasayı İhlal Suçu, Yargıtay içtihatlarında (örneğin Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2017/3800 E., 2018/957 K.) **somut tehlike suçu** niteliğinde kabul edilmiştir. Bu, suçun oluşması için ayrıca bir zararın veya amaca ulaşmanın gerçekleşmesi aranmadığı anlamına gelir; tehlikenin yaratılması yeterlidir. Madde metninde 'teşebbüs edenler' ibaresi kullanıldığından, Anayasanın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye yönelik tehlikeli hareketlere başlanması cezalandırma için yeterlidir. Suçun oluşması için 'ayrıca bir neticenin gerçekleşmesi aranmamaktadır.' Yargıtay, suça teşebbüsün kabulü için aranan 'elverişli vasıtalarla cebri eylemlere başlanıp başlanmadığı' araştırılırken ve 'vasıtanın elverişliliği' takdir edilirken, tek tek yapılan eylemlerle amaçlanan hedefler arasında doğrudan doğruya bağ kurmak yoluna gidilemeyeceğini belirtir. Önemli olan, gerçekleştirilen eylemlerin ve kullanılan vasıtaların, devletin anayasal düzeni bakımından somut bir tehlike meydana getirecek yoğunluk ve ciddiyette olmasıdır. Yani, belirli bir plan içerisinde uygulamaya konulan sistemli ve örgütlü bir bağlantı içinde organik bütünlük arz eden eylemler tehlike suçunun oluşması için yeterlidir. (Yargıtay CGK, 23/11/1999 tarih, 9-274/284 karar).