Şantaj suçu (TCK m.107) ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK m.109) arasındaki ilişkiyi, bir eylemin diğerinin 'tehdit unsuru' niteliğinde olması durumunda 'ayrıca hüküm kurulmaması' ilkesini Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2011/417 E., 2011/821 K. sayılı kararı bağlamında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #310245

Şantaj suçu (TCK m.107), tehdit suçunun özel bir şekli olarak düzenlenmiş olup, zaman zaman kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuyla (TCK m.109) karıştırılabilir. Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2011/417 E., 2011/821 K. sayılı kararı bu ayrımı netleştirmektedir. Kararda, sanığın mağdureyi, görüntülerini internet ortamında yayacağı tehdidiyle hukuka aykırı şekilde hürriyetinden yoksun kıldığının anlaşılması karşısında, anılan bu eylemin TCK m.109/2'de öngörülen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun **tehdit unsuru niteliğinde** bulunduğu gözetilmeden, ayrıca şantaj suçundan da mahkûmiyet hükmü kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Bu durum, ceza hukukundaki 'tek fiil-tek suç' ilkesinin bir yansımasıdır. Eğer bir suçun unsurları, başka bir suçun oluşumu için bir 'araç' veya 'unsur' niteliğindeyse, failin sadece daha ağır veya özel olan suçtan cezalandırılması esastır. Bu olayda, internette görüntüleri yayma tehdidi, mağdurenin hürriyetinden yoksun bırakılması eylemini gerçekleştirmek için kullanılan bir araç olduğundan, şantaj fiili kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun içinde erimiş ve ayrıca cezalandırılması gerekmemiştir. Bu, ceza normlarının çatışması ve özel-genel norm ilişkisi açısından önem taşır.