Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/10035 K. sayılı kararında, 'Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu' (TCK 282) ve 'Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma Suçu' (TCK 155/2) arasında görevli daire belirlenirken kullanılan 'en ağır suç' kriterini ve bu kriterin 'hapis cezasının üst sınırı'na göre nasıl belirlendiğini açıklayınız.
Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/10035 K. sayılı kararında, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu (TCK 282) ile hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu (TCK 155/2) arasında görevli dairenin belirlenmesi meselesi ele alınmıştır. Karar, Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 26/02/2016 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak 01/03/2016 tarihinde yürürlüğe giren (1) sayılı kararının Yargıtay Ceza Dairelerinin görevlerini düzenleyen ortak hükümler kısmına atıfta bulunmuştur. Bu hükme göre, 'Çeşitli suçlara ilişkin açılan davalardan en ağırı saptanırken, **hapis cezasının üst sınırı daha fazla olan suça ilişkin dava daha ağır kabul edilmeli**, üst sınırların eşit olması halinde bu kez alt sınırı daha fazla hapsi gerektiren suça ilişkin davanın daha ağır olduğu sonucuna varılmalıdır. Hapis cezası ile birlikte öngörülen adli para cezaları ise, her iki suça ilişkin hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının eşit olması halinde dikkate alınmalıdır.' Somut olayda, aklama suçunun cezası (TCK 282) üç yıldan yedi yıla kadar, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun cezası (TCK 155/2) ise bir yıldan yedi yıla kadar hapis cezasıdır. Aklama suçunun üst sınırı (7 yıl) hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunun üst sınırına (7 yıl) eşit olduğundan, alt sınırlarına bakılır. Aklama suçunun alt sınırı 3 yıl, güveni kötüye kullanmanın ise 1 yıl olması nedeniyle, aklama suçunun daha ağır olduğu ve kanun yararına bozma incelemesinin Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin görev alanına girdiği kanaatine varılmıştır. Bu kriter, yargılamanın doğru ihtisas dairesinde yapılmasını sağlayarak yargısal verimliliği ve uzmanlaşmayı hedefler.