Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 2015/26406 E., 2017/509 K. sayılı kararında, kavga sırasında cep telefonunun emaneten verilmesinin 'hırsızlık' suçunu oluşturduğu tespitini, 'zilyetliğin geçici de olsa devir iradesi bulunmaması' ve 'özel tevdii ve teslimden söz edilememesi' kavramları bağlamında açıklayınız.
Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 2015/26406 E., 2017/509 K. sayılı kararında, katılanın bir kavga sırasında cep telefonunu zarar görmemesi için daha önceden tanıdığı suça sürüklenen çocuğa 'emaneten' vermesi ve çocuğun yanındaki diğer kişilerle kalabalıktan istifade ederek olay yerinden uzaklaşması eylemi incelenmiştir. Karar, bu eylemin TCK madde 141/1'e uyan **hırsızlık suçunu** oluşturduğunu belirtmiştir. Gerekçe şudur: Katılanın cep telefonunu teslimde 'geçici de olsa zilyetliği devir iradesi' bulunmamıştır. Mağdurun amacı, telefonunun zarar görmesini engellemek için sadece geçici olarak başka birinin gözetimine bırakmaktır, zilyetliğin tamamen devredilmesi veya malikmiş gibi tasarruf yetkisi verilmesi söz konusu değildir. Bu durumda, 'özel tevdii ve teslimden' söz edilemez. Eğer zilyetlik devredilmemişse ve fail malı rıza dışında almışsa hırsızlık suçu oluşur. Güveni kötüye kullanma (TCK 155) suçundan farklı olarak, hırsızlıkta malın zilyetliği rızaen faile devredilmez, faile sadece muhafaza veya belirli bir amaçla kullanma yetkisi verilir ve fail bu yetkinin dışına çıkarak malı sahiplenir. Bu olayda, emaneten bırakma anında dahi zilyetliğin devredilmediği, dolayısıyla güveni kötüye kullanmanın değil, zilyetliğin rıza dışı ortadan kaldırılmasıyla hırsızlığın oluştuğu kabul edilmiştir.