TCK 309'da düzenlenen 'Anayasayı İhlal Suçu'nda 'iştirak iradesi' ve 'nedensel katkı' kavramlarının önemi nedir? Özellikle elverişli nitelikteki belirli bir 'araç fiil'in işlenişine katkı sunan ancak tek başına vahamet arz etmeyen eylemlerin TCK 309 kapsamında iştirak olarak değerlendirilmemesi ve failin TCK 314/2'den sorumlu tutulması ilkesini Yargıtay içtihadı bağlamında değerlendiriniz.
TCK 309'da düzenlenen Anayasayı İhlal Suçu'na iştirakten bahsedebilmek için, sanıkların sadece amaç suçu bilmeleri yeterli değildir; aynı zamanda, amaca yönelik bir fiil işleme hususunda **iştirak iradeleri**nin bulunması ve maddi veya manevi nitelikte **nedensel bir katkıda bulunmaları** gerekmektedir. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/3800 E., 2018/957 K. sayılı kararında ve Yüksek Yargıtay'ın istikrar kazanmış uygulamalarında (örneğin Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24.03.2011 tarihli karar), elverişli nitelikteki belirli bir 'araç fiil'in işlenişine katkı sunmakla birlikte, sunulan katkı tek başına vahamet arz etmiyorsa ve fail, fiilin işlenişi üzerinde müşterek hakimiyet kurmamışsa, bu gibi durumlarda fer'i iştirak hükümlerinin (TCK 39) uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Bunun yerine, failin konumu, eylemin niteliği ve delil durumu itibarıyla TCK 314/2 (terör örgütüne üye olmak) ya da 220/6 veya 220/7 maddeleri delaletiyle 314/2 veya 315 maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu ilke, örgütün nihai amacını bilmek ile bu amacı gerçekleştirmeye yönelik somut, cebri ve vahim eylemlere doğrudan ve fonksiyonel katkı arasında bir ayrım yaparak, 'cezaların şahsiliği' ilkesini korumayı amaçlar. Yani, her örgüt mensubu, örgütün her eyleminden dolayı TCK 309'dan doğrudan sorumlu tutulamaz; sorumluluk, fiilin ağırlığı ve iştirakin derecesine göre belirlenir.