Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/450 E., 2016/367 K. sayılı kararında ele alınan 'Suçtan Kaynaklanan Malvarlığı Değerlerini Aklama Suçu'na ilişkin zamanaşımı sürelerinin tespitinde, 4208, 5237 ve 5918 sayılı Kanunlardaki değişikliklerin 'lehe kanun' ilkesi çerçevesinde nasıl değerlendirildiğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #310170

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/450 E., 2016/367 K. sayılı kararında, aklama suçuna ilişkin zamanaşımı sürelerinin tespitinde, farklı tarihlerde yürürlüğe giren kanunlardaki lehe hükümlerin uygulanması gerekliliği vurgulanmıştır. Suçun işlendiği tarih itibarıyla yürürlükte olan 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun'un 8. maddesinde asli zamanaşımı 10 yıl, olağanüstü zamanaşımı 15 yıl olarak belirlenmişti (2003 değişikliği ile 22.5 yıla kadar uzayabiliyor). Ancak, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesindeki ceza miktarı (değişiklik öncesi) TCK 66/1-e uyarınca asli zamanaşımını 8 yıl, olağanüstü zamanaşımını 12 yıl yapmıştır. Daha sonra 26.06.2009 tarihli 5918 sayılı Kanun'la TCK 282/1'deki ceza artırılarak TCK 66/1-d uyarınca asli zamanaşımı 15 yıla, olağanüstü zamanaşımı 22.5 yıla çıkmıştır. Yargıtay, bu durumda, TCK madde 7/2 uyarınca sanık yararına olan kanun hükmünün uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda, suç tarihi 17.12.1999 olduğundan, 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık asli, 12 yıllık olağanüstü dava zamanaşımının sanık yararına olduğu kabul edilmiştir. Bu, lehe kanun ilkesinin zaman bakımından uygulama alanını ve ceza kanunlarındaki değişikliklerin zamanaşımı üzerindeki etkisini açıkça göstermektedir.