TCK madde 141'de düzenlenen hırsızlık suçuna ilişkin 'zilyetlik' kavramının, Medeni Kanun'daki tanımıyla ilişkisini ve 'çalınan malın malikin elinden mi, yoksa zilyedin elinden mi alındığı' durumunda mağdur ve suçtan zarar gören sıfatlarının nasıl belirlendiğini tartışınız.
TCK madde 141/1'de hırsızlık suçu, 'Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı... alan kimse' şeklinde tanımlanmıştır. Burada 'zilyetlik' kavramı merkezi bir rol oynar. Medeni Kanun'un 973. maddesi, zilyetliği 'bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse' olarak tanımlar. TCK 141, bu kavramı doğrudan kullanır ve hırsızlık suçunda zilyetlik ile mülkiyeti ayırarak her ikisini de koruma altına alır. Bu nedenle, zilyetliğin hukuka uygun veya aykırı şekilde tesis edilmiş olmasının bir önemi yoktur; malı çalarak zilyetliği ele geçiren kişinin elinden de malın çalınması halinde hırsızlık suçu oluşabilir. Suçun maddi konusu başkasına ait taşınır maldır; malikin kendi malını çalması mümkün değildir. Suçun mağduru ise hem malik hem de zilyet olabilir. Eğer çalınan mal, malikin doğrudan elinden alınmışsa mağdur malikin kendisidir. Eğer mal zilyedin elinden alınmışsa (malik başka biriyse), bu durumda zilyet mağdur, malik ise 'suçtan zarar gören' sıfatına sahip olacaktır. Bu ayrım, yargılamadaki taraf sıfatları ve hakları açısından önem taşır. (Ceza Genel Kurulu 2018/518 K.)