Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında, eşlerin birbirinin özel hayatına yönelik müdahalelerini 'özel hayatın gizliliği hakkının evlilikle tamamen ortadan kalkmaması' ilkesi çerçevesinde değerlendiriniz. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/5170 K. sayılı kararındaki ölçütleri ve 'rızanın hukuka uygunluk nedeni olmaması' durumunu özellikle çocuk mağdurlar açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #310164

Yargıtay içtihadına göre (Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2019/5170 K.), evlilik, eşlerin birbirlerinin kişisel eşyalarına ve özel yaşam alanına giren hususlara kolayca ulaşabilme imkanına sahip olsalar bile, özel hayatın gizliliği hakkını tamamen ortadan kaldırmaz. Eşlerin birbirlerini sınırsızca gözetlemesi veya denetlemesi hukuka aykırıdır. Ancak, Yargıtay, belirli istisnai durumları kabul etmektedir: örneğin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda (cinsel saldırı, tehdit, şantaj gibi bir suç işlenirken veya aile birliğine yönelen haksız bir saldırıyı önlemek amacıyla) kaybolma olasılığı bulunan kanıtların yetkili makamlara sunulması amacıyla elde edilmesi, hukuka aykırı kabul edilmez. Bu durumda, failin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemez. **Çocuk mağdurlar açısından özel durum:** Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2014/311 K. sayılı kararına göre, onbeş yaşını tamamlamamış çocukların özel hayatlarının gizliliği ve korunması hakkı üzerinde mutlak surette tasarruf edebilecekleri bir hak olmadığından, özel hayatlarının gizliliğinin ihlaline yönelik eylemlerle ilgili gösterdikleri rıza hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilemez. Dolayısıyla, 15 yaşından küçük mağdurun rızasıyla dahi çekilen çıplak görüntüler, özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturur. Bu, çocukların korunması ilkesinin bir gereğidir.