Boşanma davaları sürecinde eşlerin birbirlerinin özel hayatına ilişkin delil elde etme faaliyetlerinin, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK m.134) kapsamında nasıl değerlendirildiğini, Yargıtay'ın 'Ani Gelişen Durumlar' ve 'İspat Amacı' kriterleri bağlamında açıklayınız.
Yargıtay içtihatlarına göre, evlilikle özel hayatın gizliliği hakkı tamamen ortadan kalkmaz; eşlerin birbirlerini sınırsızca gözetlemesi veya denetlemesi mümkün değildir. Ancak, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/5170 K. ve 2015/10716 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira, şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında özel hayata ait bilgileri (konuşma/haberleşme içerikleri, ses/görüntüler) kaydetmesi hukuka aykırı kabul edilmez. Bu hallerde kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemez. Dolayısıyla, boşanma davasında delil olarak sunulan bu türden kayıtlar, 'ispat amacı' taşıyorsa ve üçüncü kişilerle paylaşılmıyorsa suç oluşturmayabilir. Ancak, şüphelinin/sanığın elde ettiği verileri üçüncü kişilerle paylaşması veya çoğaltarak dağıtması halinde özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşacaktır. Yargıtay, bu tür durumlarda somut olayın özelliklerini, müdahalenin derecesini ve ispat amacının gerekliliğini dikkate alarak değerlendirme yapar.