Anayasa Mahkemesi'nin 'Hasan Sarıcı' ve 'Yahya Turgut' kararlarında, FETÖ/PDY yargılamalarında '17/25 Aralık süreci'nin bir 'milat' olarak kabul edilmesinde Anayasal bir sorun görülmediği anlaşılmaktadır. 'Suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (nullum crimen, nulla poena sine lege) açısından, bir yapının 'terör örgütü' olarak nitelendirilmesinin başlangıcını, bir yargı kararı yerine, siyasi ve toplumsal olaylara (milat) dayandırmanın doğurabileceği potansiyel hukuki sakıncaları tartışınız.
Bir yapının 'terör örgütü' olarak nitelendirilmesinin başlangıcının, kesin bir yargı kararı yerine 'milat' olarak adlandırılan siyasi ve toplumsal olaylara dayandırılması, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesinin temel unsurları olan 'belirlilik' ve 'öngörülebilirlik' açısından ciddi hukuki sakıncalar barındırmaktadır: 1. **Hukuki Belirsizlik:** '17/25 Aralık süreci', 'MGK'nın tavsiye kararı' veya 'örgütün gerçek yüzünün ortaya çıkması' gibi 'milatlar', kesin ve net tarihler değildir. Bir yapının ne zaman terör örgütü niteliği kazandığı, kişiden kişiye ve mahkemeden mahkemeye değişebilen, sübjektif yorumlara açık bir hale gelir. Oysa kanunilik ilkesi, suçun unsurlarının ve işlendiği zamanın herkes için aynı, açık ve net olmasını gerektirir. 2. **Öngörülebilirlik Sorunu:** Bir vatandaş, yasalara uygun olarak faaliyet gösteren bir sendikaya üye olurken veya bir bankaya para yatırırken, bu eylemlerinin yıllar sonra, belirli siyasi olaylar 'milat' kabul edilerek bir terör örgütü üyeliği suçu oluşturacağını öngöremez. Kanunilik ilkesi, bireylerin hangi eylemlerin suç olduğunu önceden bilerek davranışlarını ona göre düzenleyebilmelerini güvence altına alır. Milat yaklaşımı, bu güvenceyi geriye dönük olarak ortadan kaldırma riski taşır. 3. **Masumiyet Karinesinin Zedelenmesi:** Normalde bir yapının terör örgütü olduğu, kesinleşmiş bir yargı kararıyla (Yargıtay Ceza Genel Kurulu veya ilgili ceza dairesi kararı) hukuken sabit hale gelir. Bu tarihten önceki faaliyetlerin örgütsel suç kapsamında değerlendirilmesi, ancak failin yapının nihai amacını ve suç işleme kastını bildiğinin somut delillerle ispatlanmasıyla mümkündür. Milat yaklaşımı ise, bu tarihten sonra yapı ile ilişkisini sürdüren herkesin, örgütün amacını bildiğini 'varsayarak' ispat yükünü sanığa çevirme eğilimi yaratır. 4. **Hukuk Güvenliği İlkesinin İhlali:** Bireylerin devletin yasal izinleriyle kurulan ve faaliyet gösteren kurumlara (sendika, banka, dernek) olan güveni sarsılır. Bugün yasal olan bir faaliyetin, yarın siyasi konjonktürün değişmesiyle suç sayılabileceği endişesi, hukuk güvenliği ilkesini temelden zedeler. Sonuç olarak, 'milat' yaklaşımı, her ne kadar AYM tarafından belirli koşullarda kabul edilebilir görülse de, kanunilik ilkesinin özünü oluşturan hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik açısından ciddi teorik ve pratik sorunlar içermektedir. (Bkz: sen.av.tr, 'FETÖ/PDY Yargılamalarında Kanunilik İlkesi...' makalesi)