Meşru savunmada sınırın zaman bakımından aşılması mümkün müdür? Doktrindeki hakim görüş ve Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımını açıklayınız.
Doktrinde, meşru savunmada sınırın zaman bakımından aşılmasının mümkün olup olmadığı tartışmalı bir konudur. Sen.av.tr makalesinde belirtildiği üzere, 'Kanaatimizce, zaman bakımından meşru savunmada sınırın aşılması mümkün olmamalıdır.' Bu görüşe göre, TCK m.27/2'nin tatbiki için olayın başında meşru savunma şartlarının (saldırının mevcut, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olması) bulunması gerektiğinden, haksız fiil ile ona karşılık yapılan hareket arasında bir eş zamanlılık ilişkisinin olmadığı durumlarda yalnızca haksız tahrikin tartışılabileceği, meşru savunmada sınırın aşılması kurumunun gündeme gelmemesi gerektiği savunulur. Yani, saldırı sona erdikten veya başlamadan çok önce veya sonra yapılan eylemler meşru savunma kapsamında değerlendirilemez. Doktrinde de belirtildiği üzere, 'gerçekleşmekte olan, gerçekleşmesi muhakkak olan veya tekrarı muhakkak olan saldırılara karşı ancak meşru savunmada bulunulması mümkün olduğundan, saldırısını sona erdirip kaçmaya başlayan bir kişinin arkasından ateş etmek meşru savunma olarak değerlendirilemeyeceği için, bu hadiselerde meşru savunmada sınırın aşılmasının da gündeme gelmesi sözkonusu olmamalıdır.' Bu tür ihtimallerde eş zamanlılık ilişkisi bulunmadığından, ancak haksız tahrikin mümkün olup olmadığı değerlendirilebilir. Yargıtay kararlarında genellikle eş zamanlılık ilkesine vurgu yapılmakla birlikte, bazen 'devam etme ihtimali olan bir saldırı'ya karşı dahi TCK m.27/2'nin uygulanabileceği belirtilmiştir (Yargıtay 1. CD 23.05.2012 T., 2010/6552 E., 2012/4226 K.). Ancak Yargıtay da saldırının tamamen bitip araya zaman girdiği durumlarda meşru savunmayı değil, haksız tahriki uygulamaya meyillidir. Bu, saldırının 'mevcut olma' şartının esnek yorumlandığı ancak sınırsız olmadığı anlamına gelir.