T.C. Anayasası'nın 138. maddesi ve AİHS'nin 6. maddesi ışığında, hakimlerin karar verme sürecinde 'vicdani kanaat' ile 'Anayasa, kanun ve hukuka uygunluk' ilkelerinin ilişkisini tartışınız. Bu ilkeler CMK 288 gerekçesinde nasıl yer bulmuştur?
T.C. Anayasası'nın 138. maddesi, 'Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.' hükmünü amirdir. AİHS'nin 6. maddesi ise adil yargılanma hakkını güvence altına alır. Bu iki ilke, Türk hukuk sisteminde hakimlerin karar verme sürecinin temelini oluşturur. Vicdani kanaat, hakimin tarafsız ve bağımsız bir şekilde, topladığı ve değerlendirdiği delillerden edindiği kişisel inancını ifade eder. Ancak bu kanaat, mutlak ve sınırsız değildir; Anayasaya, kanunlara ve genel hukuk ilkelerine uygun olmak zorundadır. CMK madde 288 gerekçesi bu ilişkiyi şöyle ifade eder: 'Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK, adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Anayasanın 138. maddesi de tüm hâkimlerin Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre karar vereceklerini hükme bağlamıştır.' (CMK 288 Gerekçesi). Bu, vicdani kanaatin hukukun üstünlüğü ilkesiyle sınırlı olduğunu gösterir. Yani, hakimler delilleri serbestçe takdir ederken, bu takdirin hukuk kurallarına, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olmaması gerekir. Eğer maddi olay değerlendirmesi yazılı hukuka, evrensel hukuki değerlere, akla, bilime ve tecrübe kurallarına aykırı olacak şekilde hatalı belirlenirse, bu hukuka aykırılık oluşturur ve temyiz nedeni teşkil eder. Dolayısıyla, vicdani kanaat hukukun çizdiği sınırlar içinde ve adil yargılanma prensipleri doğrultusunda kullanılmalıdır.