Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/3464 E. ve 2018/584 K. sayılı kararında yer alan 'adil yargılanma hakkı' ihlali gerekçesi, hangi somut duruma dayanmaktadır ve bu durum AİHS madde 6 ile nasıl ilişkilendirilmiştir?
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2017/3464 E., 2018/584 K. sayılı kararında (1. numaralı bozma sebebi), adil yargılanma hakkı ihlali gerekçesi, '5271 sayılı CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklanması istenen ve seçtiği bir müdafii de bulunmayan sanığa müsnet suçun niteliği ve ön görülen ceza miktarı gözetilmeksizin, müdafii görevlendirilmesinin yasal zorunluluk olması karşısında; görevlendirilen müdafii refakatinde tutuklanmaması nedeniyle, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle (AİHM Gregaceviç/Hırvatistan) çelişmeli yargılamanın gereği olan 'silahların eşitliği' ilkesinin ve Anayasanın 36, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddeleri ile teminat altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğuracak biçimde (AİHM Salduz/Türkiye), adaletin selameti açısından gerekli olan müdafii görevlendirilmeden yargılama yapılıp sorgusu tespit edilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması' durumuna dayanmaktadır. Bu durum, AİHS'nin 6/3-c maddesinde belirtilen 'kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiin yardımından faydalanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkı' ile doğrudan ilişkilendirilmiştir. Karar, müdafii yardımından yararlanma hakkının, adil yargılanma hakkının diğer bir unsuru olan 'silahların eşitliği' ilkesinin de gereği olduğunu vurgulamıştır. Yargıtay, sanığın tutuklama aşamasında müdafii yardımından yoksun bırakılmasının, yargılamanın bütününde savunma hakkını kısıtladığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna varmıştır.