Türk Ceza Kanunu'nda meşru savunma (TCK m.25) kapsamının 765 sayılı TCK'ya göre genişletilmesi ne anlama gelmektedir? Bu değişikliğin bireyin haklarını koruma açısından önemi nedir?
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen meşru savunma, suçun hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldıran bir hukuka uygunluk sebebi olarak tanımlanmıştır. Bu hüküm, 765 sayılı TCK'nın 49/2 hükmüne göre önemli bir fark içermektedir. 765 sayılı TCK m.49/2'de meşru müdafaa kapsamında savunulabilecek haklar sadece vücut bütünlüğü ile namusa yönelik saldırılarla sınırlıydı. Ancak 5237 sayılı TCK m.25/1 hükmü ile bu sınırlama kaldırılmıştır. Yeni düzenlemeye göre, 'Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez' (TCK m. 25/1). Bu değişiklik, bireyin 'herhangi bir hakka' yönelik saldırıya karşı yasal savunma hakkının bulunduğunu kabul ederek kapsamı önemli ölçüde genişletmiştir. Bu genişleme, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile insan onuru kavramının hukuki dayanağını oluşturur ve bireylerin mülkiyet, şeref, hürriyet gibi diğer haklarına yönelik haksız saldırılara karşı da yasal savunmada bulunabilmesini sağlar, böylece bireyin haklarını koruma mekanizmasını güçlendirir (Sen.av.tr - Meşru Savunma, Sınırın Aşılması ve Haksız Tahrik Mukayesesi makalesi).