Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.12.2016 tarihli ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararının 'silahlı terör örgütü üyesi olma suçunda zorunlu müdafilik' konusundaki içtihadını değerlendiriniz. Bu kararın güncel AİHM Yüksel Yalçınkaya kararı ışığında potansiyel revizyon ihtiyacını tartışınız.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 06.12.2016 tarihli ve 2016/17-939, 2016/465 sayılı kararı, silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun CMK'nın 150/3. maddesi kapsamında zorunlu müdafii bulundurmayı gerektiren suçlardan olmadığına hükmetmiştir. CMK madde 150/3, cezanın alt sınırının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektirmesi halinde istem aranmaksızın müdafii görevlendirme zorunluluğu getirir. Silahlı terör örgütü üyeliği suçu (TCK m.314/2) beş yıldan on yıla kadar hapis cezasını gerektirmesine rağmen, CGK bu suçu zorunlu müdafilik kapsamı dışında tutmuştur. Ancak AİHM Yüksel Yalçınkaya kararı (26 Eylül 2023), ByLock kullanımına dayalı terör örgütü üyeliği mahkûmiyetlerinde AİHS'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, delillere erişim ve savunma hazırlama imkanlarının kısıtlandığını açıkça belirtmiştir. Adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri etkin savunma hakkıdır ki bu da müdafi yardımını kapsar (AİHS m.6/3-c). Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin bazı bozma kararlarında (örneğin 2017/3464 E., 2018/584 K.) adil yargılanma hakkı ihlali nedeniyle bozma kararı verilmiş, ancak karşı oylarda zorunlu müdafilik tartışması yapılmıştır. AİHM'in 'sistemik sorun' tespiti ve Türkiye'ye genel tedbirler alma yükümlülüğü getirmesi, Yargıtay'ın zorunlu müdafilik konusundaki içtihadını, özellikle terör suçlamalarının karmaşıklığı ve ağır sonuçları göz önüne alındığında, AİHS'nin 6. maddesi ve etkin savunma hakkı güvenceleri doğrultusunda revize etme ihtiyacını doğurmuştur. Zira AİHM kararları uyarınca, kişinin imkanı olmasa bile, suçlamanın ciddiyeti ve davanın karmaşıklığı avukat yardımının sağlanmasını gerektirebilir (Talat Tunç/Türkiye kararı).