Meşru savunmada sınırın aşılması (TCK m. 27/2) durumunda, 'mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaş' şartının tespiti açısından yargısal uygulama ve doktrindeki görüş farklılıklarını değerlendiriniz.
TCK madde 27/2'de meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde faile ceza verilmeyeceği düzenlenmiştir. Bu şartın tespiti, somut olayın koşulları ve failin psikolojik durumu açısından önem taşır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.02.2008 T., 2007/1-281 E., 2008/37 K. sayılı kararında, bu şartlar arasında 'sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi' sayılmıştır. CGK'nın 06.05.2014 T., 2012/1557 E., 2014/233 K. sayılı kararında ise, kişinin maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, bunun sonucunda meşru savunma sınırını aşması halinde TCK m.27/2'nin uygulanacağı belirtilmiştir. Önemli olan, failin amacının saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik olmamasıdır. Doktrinde ise, 'mazur görülebilecek' ifadesinin yalnızca açıklayıcı bir fonksiyon icra etmesi gerektiği, zira bir kimsenin karşı karşıya kaldığı bir saldırı söz konusu olduğunda içine düştüğü heyecan, korku veya telaşın zaten her zaman mazur görülecek nitelikte olması gerektiği belirtilmiştir (Özgenç, s.504). Bu görüş, yargılama makamının her somut olayda bu psikolojik durumu ayrıca ve titizlikle değerlendirmesi gerektiğini, ancak failin bu durumu kanıtlamak zorunda olmadığı anlamına gelmektedir. Bu durum, failin sübjektif halinin nesnel koşullar çerçevesinde değerlendirilmesini gerektirir.