İlk haksız saldırının kimden geldiğinin kesin olarak tespit edilemediği karşılıklı kavga olaylarında, Yargıtay'ın genel eğilimi nedir? Doktrinin bu yaklaşıma yönelik eleştirisini ve 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin bu tür olaylarda nasıl uygulanması gerektiğine dair görüşleri açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #308600

Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre, ilk haksız saldırının kimden geldiğinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilemediği durumlarda, sanık lehine meşru savunma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir. Yargıtay bu gibi durumlarda, her iki tarafın da eylemini haksız tahrik (TCK m. 29) altında işlediğini kabul ederek her iki sanığın da cezasında indirim yapma eğilimindedir. Doktrin, Yargıtay'ın bu yaklaşımını ciddi şekilde eleştirmektedir. Eleştirinin temel dayanağı 'in dubio pro reo' (şüpheden sanık yararlanır) ilkesidir. Doktrindeki baskın görüşe göre, ilk saldırının kimden geldiği şüpheli ise, bu durum sanıklardan birinin meşru savunma, diğerinin ise haksız saldırı durumunda olduğu anlamına gelir. Ancak hangisinin hangi durumda olduğu kesin değildir. Bu şüphe, sanıkların aleyhine yorumlanarak her ikisinin de suçlu olduğu (haksız tahrik altında da olsa) sonucuna varılamaz. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereğince, bu şüphenin her iki sanık lehine de yorumlanması ve her ikisinin de meşru savunma (TCK m. 25) hükümlerinden yararlandırılarak beraatlerine (CMK m. 223/2-d) karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. Aksi takdirde, aslında meşru savunma durumunda olan bir kişinin, şüphe nedeniyle cezalandırılması gibi adil olmayan bir sonuç ortaya çıkacaktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/mesru-savunma-sinirin-asilmasi-ve-haksiz-tahrik-mukayesesi-ile-rittenhouse-olayi, dipnot 11 ve 12'de atıf yapılan tartışma)