Meşru savunmada 'zaman bakımından sınırın aşılması' kavramını tartışınız. Saldırısını bitirip kaçmakta olan bir kişiye arkasından ateş eden failin eylemi, TCK m. 27/2 (sınırın aşılması) kapsamında değerlendirilebilir mi, yoksa TCK m. 29 (haksız tahrik) hükümleri mi tartışılmalıdır? Gerekçelendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #308599

Meşru savunmada 'zaman bakımından sınırın aşılması' doktrinde tartışmalı bir kavramdır ve hukuken uygulanabilir değildir. TCK m. 25'e göre meşru savunma, ancak 'gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan' bir saldırıya karşı yapılabilir. Saldırı sona ermiş ve saldırgan kaçmaya başlamışsa, artık mevcut veya tekrarı muhakkak bir saldırıdan söz edilemez. Dolayısıyla, meşru savunmanın temel şartlarından olan 'saldırının mevcudiyeti' ortadan kalkmıştır. Meşru savunma şartları olay anında hiç oluşmadığı için, bu şartların 'aşılmasından' da (TCK m. 27) bahsedilemez. Kaçan saldırganın arkasından ateş etme eylemi, bir savunma değil, bir tepkidir. Bu nedenle, bu eylem TCK m. 27/2 kapsamında değerlendirilemez. Bunun yerine, failin durumu TCK m. 29 (haksız tahrik) kapsamında ele alınmalıdır. Az önce maruz kalınan haksız saldırının yarattığı 'hiddet veya şiddetli elemin' etkisi altında bu eylemin işlenip işlenmediği tartışılmalıdır. Eğer haksız tahrik koşulları varsa, failin cezasında indirim yapılır; yoksa fail tam cezadan sorumlu olur. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/mesru-savunma-sinirin-asilmasi-ve-haksiz-tahrik-mukayesesi-ile-rittenhouse-olayi)