Yalçınkaya kararında AİHS m. 46 (kararların bağlayıcılığı ve icrası) kapsamında tespit edilen sorunun 'sistemik' olduğu vurgulanmıştır. Bu 'sistemik sorun' tespiti, Türk yargı sistemi için ne gibi yükümlülükler doğurur? Anayasa m. 90 ve AYM'nin İbrahim Er kararı ışığında, Yalçınkaya kararının benzer durumdaki diğer davalara etkisi ne olmalıdır?
AİHM'in bir sorunu 'sistemik' olarak nitelemesi, ihlalin münferit bir olaydan kaynaklanmadığını, mevzuattaki veya yargısal uygulamadaki yapısal bir bozukluktan ileri geldiğini ve çok sayıda benzer başvuruyu doğurma potansiyeli taşıdığını ifade eder. AİHS m. 46 uyarınca, bu tespit, davalı Devlet'e sadece bireysel başvuranın durumunu düzeltme (bireysel tedbir, örn. yargılamanın yenilenmesi) değil, aynı zamanda benzer ihlallerin gelecekte yaşanmasını önlemek için 'genel tedbirler' alma yükümlülüğü de getirir. Yalçınkaya kararı özelinde bu genel tedbir, özellikle Yargıtay ve alt derece mahkemelerinin TCK m. 314'ü ve ByLock delilini AİHM'in belirlediği standartlara (öngörülebilirlik, bireyselleştirme, adil yargılanma güvenceleri) uygun olarak yorumlamasını gerektiren bir içtihat değişikliğidir. Anayasa m. 90/5, usulüne göre yürürlüğe konmuş uluslararası andlaşmaların kanun hükmünde olduğunu ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin uyuşmazlıklarda kanunlarla çelişirse uluslararası andlaşma hükümlerinin esas alınacağını belirtir. Bu madde uyarınca AİHM kararları Türk mahkemeleri için bağlayıcıdır. AYM'nin İbrahim Er kararında da belirttiği gibi, bir yüksek mahkemenin (AYM veya AİHM) verdiği ihlal kararının 'objektif etkisi' vardır ve bu karar, benzer durumdaki diğer tüm davalar için emsal teşkil etmelidir. Dolayısıyla, Yalçınkaya kararının, derdest olan tüm benzer davalarda mahkemelerce doğrudan dikkate alınması ve kesinleşmiş davalar açısından ise CMK m. 311/1-f uyarınca bir 'yargılamanın yenilenmesi' sebebi olarak kabul edilmesi hukuki bir zorunluluktur. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/aihm-yuksel-yalcinkaya-karari/, § 413-418)