Yalçınkaya kararında, ByLock kullanımının 'neredeyse otomatik bir şekilde cezai sorumluluk yüklemesi' AİHS m. 7'nin ihlali olarak görülmüştür. Bu 'otomatik sorumluluk' yaklaşımının, ceza hukukunun 'şahsi kusur' ve 'bireyselleştirme' ilkeleriyle çelişkisini, karardaki argümanları kullanarak tartışınız.
Ceza hukukunun temel ilkelerinden olan 'şahsi kusur' ilkesi (kusursuz suç olmaz) ve 'bireyselleştirme' ilkesi, bir kişinin ancak kendi kusurlu eyleminden sorumlu tutulabileceğini ve her sanığın durumunun somut olayın özelliklerine göre ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. Yalçınkaya kararında AİHM, Türk mahkemelerinin ByLock kullanımını tespit ettikleri anda, sanığın suçun manevi unsuru olan 'örgütün nihai amacını bilme ve bu amaca katkıda bulunma iradesi (özel kast)' unsurunu taşıdığını varsaydığını belirtmiştir. Bu durum, 'ByLock kullanmak = Terör örgütü üyesi olmak' şeklinde bir denklem kurarak, kusurun varlığını varsayan ve ispat külfetini fiilen sanığa yıkan bir 'objektif sorumluluk' veya 'kusursuz sorumluluk' hali yaratmıştır. Kararda vurgulandığı üzere (§ 267), bu yaklaşım, suçun kurucu unsurlarını (özellikle zihinsel unsurları) bir kenara bırakarak, her sanığın durumunu kendi özelinde değerlendirme (bireyselleştirme) ve kastının ispatlanması (şahsi kusur) zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Bu 'neredeyse otomatik' mahkumiyet, AİHS m. 7'nin keyfi mahkumiyetlere karşı sağladığı güvencenin özünü zedelemektedir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/aihm-yuksel-yalcinkaya-karari/, § 264, 267, 271)