5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK) düzenlenen 'davaya katılma' kavramını açıklayınız. Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için aranan şartları genel hükümler ve özel kanunlardaki düzenlemeler açısından karşılaştırarak örnekler veriniz. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın bu bağlamdaki yerini belirtiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #307745

Ceza Muhakemesi Hukuku'nda 'davaya katılma' veya 'müdahale', mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların, kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına denir. Davaya katılma talebi kabul edildiğinde kişi 'katılan' veya 'müdahil' sıfatını kazanır (Feridun Yenisey – Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019, s. 172). **I. Davaya Katılmanın Genel Şartı (CMK m. 237):** CMK 237. maddesi, kamu davasına katılmanın genel şartını düzenler: * "Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler." * Burada temel şart 'suçtan zarar görme'dir. Öğreti ve uygulamada bu zarar, 'doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali' olarak anlaşılmakta, dolaylı veya muhtemel zararlar davaya katılma hakkı vermemektedir. * **Tüzel Kişiler Açısından:** Bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için de suçtan doğrudan zarar görmüş olması gerekmektedir. Örneğin, bir bankanın dolandırıcılık suçundan doğrudan zarar görmesi gibi. **II. Özel Kanunlarda Tüzel Kişilerin Katılma Hakkı:** CMK 237'deki genel kuralın yanı sıra, bazı özel kanunlar belirli tüzel kişilerin, suçtan doğrudan zarar görüp görmediklerine bakılmaksızın, sırf kanuni düzenleme gereği kamu davasına katılmasını özel olarak düzenlemiştir. Bu durumlarda, ilgili kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 13.12.2019 T., 2019/6 E., 2019/7 K.). Örnekler: * **5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m. 18:** Bu Kanun'da tanımlanan suçlar dolayısıyla açılan davalarda mahkeme, iddianamenin bir örneğini ilgili gümrük idaresine gönderir. Gümrük idaresi, başvurusu üzerine katılan olarak kabul edilir. * **3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu m. 18:** Bu Kanun'da yazılı suçlara ilişkin ihbarlar Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılır. Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır. * **5411 sayılı Bankacılık Kanunu m. 162:** Bu Kanun'da belirtilen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılması, Kurum (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu - BDDK) veya Fon (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu - TMSF) tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Kamu davası açılması halinde, Kurum veya Fon başvuruda bulunursa müdahil sıfatını kazanır. * **6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m. 115:** Bu Kanun'da tanımlanan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul (Sermaye Piyasası Kurulu) tarafından yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Kamu davası açılması halinde iddianamenin kabulü ile birlikte bir örneği Kurula tebliğ edilir ve Kurul aynı zamanda katılan sıfatını kazanır. **III. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın Yeri (6284 SK m. 20/2):** 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun'un 20/2. maddesi, "Bakanlık, gerekli görmesi halinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan İdari, cezai, hukuki her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir" hükmünü içerir. Bu düzenleme, Bakanlığa şiddet mağduru kadın, çocuk ve aile bireyleri lehine kamu davasına katılma yetkisi vermektedir. Ancak Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 13.12.2019 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere, özel kanunlarda ilgili kurumların kamu davasından haberdar edilmesini ayrıca düzenleyen hükümlerin aksine, 6284 sayılı Kanun'da böyle bir ihbar yükümlülüğü getirilmemiştir. Bu durum, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olarak yorumlanmış ve mahkemelerin kovuşturma evresinde Bakanlığı resen davadan haberdar etme zorunluluğu bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bakanlığın katılımı, kendi takdirine ve davadan herhangi bir şekilde haberdar olmasına bağlıdır (6284 SK Uygulama Yönetmeliği m. 46).