Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 19.10.2018 tarihli kararında İş Kanunu'nun 25. maddesinin son fıkrası ile 19. maddesinin ikinci fıkrası arasındaki ilişkinin nasıl tespit edildiğini ve bunun haklı nedenle derhal fesihlerde savunma alma zorunluluğu üzerindeki etkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #307734

Yargıtay Büyük Genel Kurulu'nun 19.10.2018 tarihli, 2017/9 Esas ve 2018/10 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25’inci maddesinin son fıkrası ile 19’uncu maddesinin ikinci fıkrası arasındaki ilişkinin niteliği, haklı nedenle derhal fesihlerde işçiden savunma alma zorunluluğunun olup olmadığı açısından kritik bir rol oynamaktadır. **İş Kanunu'nun 19. Maddesi ve Uygulama Alanı:** * İş Kanunu’nun 19. maddesi, 'Sözleşmenin feshinde usul' başlığını taşır ve iş güvencesine tabi iş ilişkilerinin süreli fesih usulünü düzenler. Bu maddeye göre, belirsiz süreli iş sözleşmesi işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshediliyorsa, fesihten önce işçiden savunma alınması zorunludur. Ancak, işverenin 25. maddenin (II) numaralı bendi (ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılık halleri) şartlarına uygun fesih hakkı saklı tutulmuştur. * Karar, 19. maddenin sistematik olarak kanunun yazılış biçiminden farklı bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığını, yani 19. maddenin sadece geçerli fesihlerde (18. maddeye göre yapılan) uygulanacağını belirtmiştir. Aksinin kabulü halinde, her türlü işveren feshinin yazılı yapılması ve işçinin savunmasının alınması gerektiği gibi, kanunla amaçlanmayan bir sonuca varılacağı ifade edilmiştir. **İş Kanunu'nun 25. Maddesinin Son Fıkrası ve İlişkisi:** * İş Kanunu’nun 25. maddesinin son fıkrası, işçinin feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiasıyla 18, 20 ve 21. madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabileceğini düzenler. Bu düzenleme ile iş güvencesi kapsamındaki iş ilişkilerinde haklı nedenle derhal fesihte de iş güvencesine ilişkin yargısal denetim yollarının açık olduğu belirtilmiştir. * Ancak, kararda vurgulanan temel nokta, 25. maddenin son fıkrasında, iş güvencesi hükümleri içerisinde yer almasına rağmen sözleşmenin feshinde usulü düzenleyen 19. maddeye atıf yapılmamış olmasıdır. Bu atıf eksikliği, 25. madde kapsamında (yani haklı nedenle derhal fesihlerde) işverenin fesihten önce işçiden savunma alma zorunluluğunun bulunmadığı sonucunu doğurmaktadır. **Haklı Nedenle Derhal Fesihlerde Savunma Alma Zorunluluğu Üzerindeki Etkisi:** İçtihadı birleştirme kararı, 19. madde ile 25. maddenin son fıkrası arasındaki bu ayrımı temel alarak, işçinin bekleme süresini aşan işe devamsızlığı (25/I-b) gibi sağlık sebepli haklı fesihlerde savunma alınmasının gerekmediğini netleştirmiştir. Zira: * 25. maddede belirtilen haklı fesih nedenleri, işçinin davranış veya verimi ile ilgili nedenler (19. maddenin doğrudan atıf yaptığı durumlar) dışında kalan, genellikle işçinin iradesi veya değiştirme kabiliyeti dışında gelişen durumlardır (sağlık, zorlayıcı nedenler, tutukluluk gibi). Bu tür durumlarda savunma almanın fiilen bir anlamı bulunmamaktadır. * 19. maddede sadece 25. maddenin (II) numaralı bendinin saklı tutulmasının nedeni, bu bentteki fesih nedenlerinin (ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlar) işçinin davranışlarından kaynaklanması ve iş sözleşmesinin en ağır yaptırımı olan tazminatsız feshi öngörmesidir. Daha hafif iddialar için savunma zorunluluğu getirilmişken, daha ağır olan bu bent için savunma alınmama zorunluluğunun belirtilmesi, 'çoğun içinde az da vardır' ilkesine aykırılığı giderme ihtiyacından kaynaklanmıştır. Ancak bu, diğer haklı fesih bentlerinde savunma alınmasının zorunlu olduğu anlamına gelmez; aksine, 25. maddenin son fıkrasının 19. maddeye atıf yapmaması, tüm haklı fesihlerde savunma alma zorunluluğunun olmadığını teyit eder.