Sky ECC ve EncroChat gibi şifreli iletişim sağlayıcılarından elde edilen dijital delillerin Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'nda hukuka uygunluğu ve hükme esas alınabilirliği sorununu, ilgili mevzuat ve yargı kararları ışığında eleştirel bir yaklaşımla değerlendiriniz. Özellikle 'trol ağı' kavramı, hukuka aykırı delil yasağı ve uluslararası adli yardımlaşma ilkeleri arasındaki gerilimi tartışınız.
Sky ECC ve EncroChat gibi şifreli iletişim platformlarından elde edilen verilerin Türk Ceza Muhakemesi Hukuku'nda (CMK) delil olarak kullanılabilirliği, hukukun temel prensipleri ve uluslararası işbirliği bağlamında önemli tartışmaları beraberinde getirmektedir. Sunulan metinde bu konu eleştirel bir bakış açısıyla incelenmiştir. **I. Delilin Hukuka Uygunluğu ve 'Trol Ağı' Kavramı:** Dijital bir delilin kabul edilebilir olması için, öncelikle verinin orijinal/ham halinin dosyada bulunması, üzerinde değişiklik yapılıp yapılmadığının (hash değerleri ile) test edilebilir olması gerekmektedir. Aksi takdirde, delilin güvenilirliği sorgulanır hale gelir ve fotokopi belgeden farksız olur. Metinde 'trol ağı' olarak nitelendirilen yöntemler (Sky ECC, EncroChat, Anom gibi uygulamaların sunucularından tüm kullanıcıların mesajlarının toplu şekilde çekilmesi), kişiye özel bir mahkeme kararı olmaksızın, hakkında hiçbir suç şüphesi bulunmayan kişilerin dahi iletişimlerine ve özel hayatlarına (Anayasa m.20) sınırsız müdahale anlamına gelmektedir. Türk hukukunda, kişi hak ve hürriyetlerini kısıtlayan koruma tedbirleri (örn. CMK m.134: Bilgisayarlarda arama, kopyalama, elkoyma; CMK m.135: İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması) CMK'da açıkça ve tahdidi olarak düzenlenmiştir. Bu tedbirlerin uygulanabilmesi için 'bir suç dolayısıyla yürütülen soruşturma/kovuşturma', 'somut delillere dayanan kuvvetli şüphe' ve 'başka suretle delil elde etme imkanının bulunmaması' gibi şartlar aranır. 'Trol ağı' yönteminde ise soruşturmanın başlamasına yol açan delil, kişi özelinde bir karar alınmadan, tüm kullanıcılara ait mesajların toplu şekilde elde edilmesi suretiyle elde edilen verinin kendisidir. Bu durum, CMK m.134 ve m.135'te yer alan şartları sağlamamaktadır. **II. Hukuka Aykırı Delil Yasağı:** Türk Anayasası (m.38/6) ve CMK (m.206/2-a, 217/2, 230/1-b, 289/1-i) hukuka aykırı yollarla elde edilen delillerin sanık aleyhine kullanılamayacağını ve hükme esas alınamayacağını net bir şekilde düzenlemiştir. Metinde verilen işkence örneği gibi, yabancı bir devletten adli yardımlaşmayla gelen delil dahi, eğer elde ediliş biçimi bizim hukuka aykırılık prensiplerimizle çelişiyorsa, Türkiye'de hükme esas alınamaz. Delil toplama ve değerlendirmeye ilişkin kanuni düzenlemeler kamu düzeninden olup, emredici nitelik taşır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) de, işkence dışındaki yöntemlerle elde edilen delillerde yerel mahkemelere takdir hakkı tanırken, sanığa delili inceleme, karşı koyma ve gerçekliğini sorgulama hakkı sağlanması gerektiğini öngörür (İHAM Szilagyi/Romanya). Bu haklar tanınmazsa 'silahların eşitliği' ilkesi ihlal edilmiş olur. **III. Uluslararası Adli Yardımlaşma ve 'Karşılıklı Güven' İlkesi:** Avrupa Adalet Divanı'nın EncroChat kararı (30.04.2024 tarihli) ve Alman Anayasa Mahkemesi'nin kararları (01.10.2024 tarihli) bu konuda farklı yaklaşımlar sunmaktadır. Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Soruşturma Emri (ASE) kapsamında elde edilen delillerin kural olarak hukuka aykırı olmadığını, 'karşılıklı güven ve tanıma' ilkesine dayanarak başka bir üye devlet tarafından hukuka uygun elde edildiğinin karine olarak kabul edileceğini belirtmiştir. Ancak yine de temel hakların (gereklilik ve orantılılık) korunması şartının varlığını sürdürdüğü vurgulanmıştır. Özellikle 'adil/dürüst yargılanma hakkı' ve 'savunma hakkı'nın güvence altına alınması gerektiği, kişinin ulaşamadığı ve tartışamadığı bir delile dayanılarak hüküm kurulamayacağı ifade edilmiştir. Bununla birlikte, Berlin Eyalet Mahkemesi'nin 19.12.2024 tarihli kararı, 'karşılıklı güven' ilkesinin, Fransız makamlarının Fransız hukukuna uygun hareket ettiğine dair güveni ifade ettiğini, ancak bu delilin Almanya'da görülen yargılamalarda kullanılabileceğine ilişkin güven anlamına gelmediğini belirtmiştir. Yani, talep eden devletin ulusal hukukunda (Almanya'da) bu tedbirin uygulanıp uygulanamayacağının incelenmesi gerektiğini savunmuştur. Metin yazarı bu gerekçeye katılarak, aksi takdirde yerel hukukun çevresinden dolanılmış olacağını belirtmiştir. Ayrıca, Avrupa Adalet Divanı'nın Direktifin 31. maddesinde belirtilen, telekomünikasyon trafiği izlenen ülkenin bilgilendirilmesi ve ulusal hukukuna aykırı ise izlemenin sonlandırılmasını isteme hakkı gibi usulün Sky ECC ve EncroChat operasyonlarında uygulanmadığına dikkat çekilmiştir. **IV. Telekomünikasyon Verilerinin Tek Başına Delil Değeri:** Metinde, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimden elde edilen verilerin tek başına mahkumiyete esas alınamayacağı vurgulanmıştır. Yazışma ve konuşmalarda geçen hususların somut delillerle desteklenmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.05.2014 tarihli, 2013/10-468 E. ve 2014/268 K. sayılı kararı da bu yöndedir: 'İletişimin dinlenmesi koruma tedbirine başvurulmasındaki asıl amaç, maddi delillere ulaşmada telefon konuşmalarından bir araç olarak yararlanmaktır.' Demokratik ülkelerde serbest iradeye dayalı ikrar bile mahkumiyet için yeterli delil sayılmazken, telefon konuşmaları somut olay ve olgularla örtüşmedikçe ve maddi bulgularla desteklenmedikçe mahkumiyet için yeterli delil olamaz. **Sonuç:** Sky ECC ve EncroChat gibi 'trol ağı' yöntemleriyle elde edilen deliller, Türk Hukuku'nda CMK m.134 ve m.135'te yer alan şartlar sağlanmadan elde edildiği için hukuka uygun kabul edilemez. Yabancı bir ülkeden elde edilen delil, o ülkenin hukukuna göre hukuka uygun olsa bile, Türk Hukuku'nun kamu düzeni ve temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması (Anayasa m.13) ilkeleri dikkate alınarak Türkiye'de yapılan yargılamalarda hükme esas alınabilmesi için muhakkak incelenmelidir. Sadece bir uygulamanın kullanıcısı olmak, o kişiyi suçlu yapmayacağı gibi, o kişinin suç işlediği hakkında şüphe sebebi de teşkil etmeyecektir. Ayrıca, suç işleme eğilimindeki kişiyi yeni suçlara tahrik veya teşvik etme riski taşıyan bu tür uygulamalar, hukuk sistemimizce korunması gereken suç önleme amacından sapma olarak değerlendirilmelidir.