Uluslararası adli işbirliği çerçevesinde, yabancı bir devletin delil toplama yöntemlerinin Türk hukukuna aykırı olup olmadığının denetlenmesi, devletlerin 'egemenlik hakları' ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir?
Bu durum, iki temel ilkenin dengelenmesini gerektirir. Bir yanda, 'devletlerin egemenliği' ilkesi gereği, bir devlet (Türkiye) diğer bir devletin (Fransa) kendi topraklarında kendi kanunlarına göre yürüttüğü adli faaliyetleri (delil toplama) denetleyemez ve sorgulayamaz. Bu, 'karşılıklı güven' ilkesinin de temelidir. Diğer yanda ise, 'insan haklarının evrenselliği' ve 'adil yargılanma hakkı' gibi temel ilkeler bulunur. Türk mahkemeleri, kendi yargılamalarında kullanacakları bir delilin, temel insan haklarını ve kendi anayasal düzeninin amir hükümlerini (Anayasa m. 38/6 gibi) ihlal edip etmediğini denetlemekle yükümlüdür. Bu bir egemenlik hakkı ihlali değil, kendi hukuk düzeninin ve temel hakların korunmasıdır. Dolayısıyla, Türk mahkemesi yabancı devletin yasasını değil, o yasaya göre toplanan delilin kendi hukuk sistemindeki 'kullanılabilirliğini' denetler. Eğer delil, Türk hukukunun kabul edemeyeceği bir yöntemle (örneğin işkence) elde edilmişse, yabancı devletin egemenliğine saygı duymak, o delili kullanma zorunluluğu getirmez. (Kaynak: sen.av.tr, Sky ECC makalesi)