Bir ceza davasında, sanıkların gıyaben tutuklanmalarına karar verilmiş, daha sonra 5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girmesiyle bu karar yakalama emrine dönüştürülmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2016/1-329 sayılı kararında, sanıklara atılı kasten öldürme suçunun CMK m. 247-248'deki katalog suçlarda yer almaması, yargılamanın sanıkların yokluğunda yürütülmesi açısından nasıl bir sonuca bağlanmıştır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu durumu değerlendiren Özel Daire'nin bozma kararını ve bu bozmaya karşı yapılan direnme kararını incelemiştir. Özel Daire, kasten öldürme suçunun CMK m. 247-248'deki kaçaklarla ilgili katalog suçlarda yer almadığını, bu nedenle sanıkların bizzat duruşmada hazır edilerek savunmalarının alınması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Yerel mahkeme ise, sanıkların savunmalarının daha önce alındığı ve ek savunma hakkının müdafilerine tanındığı gerekçesiyle direnmiştir. Ceza Genel Kurulu, sanıkların savunmalarının daha önce usulüne uygun olarak alınmış olması ve CMK m. 226/4'ün ek savunma hakkının müdafiye de tanınmasına imkan vermesi nedeniyle, yerel mahkemenin direnme gerekçesini isabetli bulmuştur. Yani Kurul, suçun katalogda yer almamasının, daha önce sorgusu yapılmış ve müdafi ile temsil edilen sanıkların yokluğunda yargılamaya devam edilmesine ve ek savunmanın müdafi aracılığıyla yapılmasına engel olmadığı sonucuna varmıştır. 'Kaçakların yargılanması' usulü ile 'sanığın yokluğunda duruşma yapılması' usullerini birbirinden ayırmıştır. (YCGK, E. 2016/1-329, K. 2016/251)